banner15

Anıtkabir'i ziyaret devrim kanunlarına göre yasaktı

Bu kanunun, türbelere ilişkin kısmının yürürlükte olduğu dönemde, 9 Ekim 1944 yılında inşaatına başlanan ve dört aşamada tamamlanması planlanan “Anıtkabir” de şayet 30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı kanunda değişiklikler yapılmamış olsaydı: “çıkar sağlamaya dayananlarla, bütün diğer türbeler” gibi kapatılacak hatta türbe “ihdas edenlere” ön görülen hapis ve para cezalarının uygulanması gerekecekti.

Anıtkabir'i ziyaret devrim kanunlarına göre yasaktı

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre: “Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı, İçinde din ve devlet büyüklerinin mezarları bulunan yapı, Kamus-u Türkî’ye göre de: “Bir adamın medfun bulunduğu, toprak, mezar, merkad. Kibar ve mazanne-i kiramın merkadleri üzerine tesis olunan bina ki ekseriya ziyaretgâh olur.” Şeklinde tanımlanan Türbeler, milli kültürümüzün bir parçası olarak varlık ve önemlerini günümüze kadar sürdürdüler.

 
  

Türbeleri kapatan kanun: Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde selâtine ait veya bir tarikate veyahut cerri menfaate müstenid olanlarla bilumûm sair türbeler mesdud ve türbedarlıklar mülgâdır. Seddedilmiş olan…türbeleri açanlar veyahud bunları yeniden ihdâs edenlerüç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere ceza-yı nakdi ile cezalandırılır.

 
 Hamdullah Suphi Tanrıöver 

Fakat Cumhuriyet’in ilk yıllarında CHP tarafından, TBMM’de 30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilen 677 sayılı “Tekke Ve Zaviyelerin Seddine Türbedarlıklar İle Birtakım Unvanların Men Ve İlgasına Dair”  devrim kanunuyla“Türkiye Cumhuriyeti içerisinde sultanlara, padişahlara veya bir tarikata ait, çıkar sağlamaya dayananlarla, bütün diğer türbeler kapatıldı ve türbedarlıklar kaldırıldı. Kanuna aykırı davrananlara, bunları yeniden açan ve ihdas edenlere de para ve hapis cezası getirildi. Türbelerin içerisindeki eşyalar da müzelere kaldırıldı. 25 yıl boyunca bakımsızlığa ve kaderine terk edilen türbelerle ilgili kanun değişikliği konusu ilk kez 1 Aralık 1947’de CHP’nin 7. Kurultayı’nda gündeme geldi. Kurultayda, parti programının “Milliyetçilik” maddesine dair söz alan Hamdullah Suphi Tanrıöver, gençlere milliyet duygusunun verilmesi için türbelerin tamir edilmesi ve açılmasını önerdi.

Hamdullah Suphi Tanrıöver: “Arkadaşlar; Partimizin umdeleri arasında, milliyetçiliğimizi çok büyük bir esas olarak almaktayız… Ziya Gökalp diyor ki: “Devletler bir milli mefkûreye dayanır; Milletler toprağa dayandığı kadar manevi temellere de dayanır.” Arkadaşlar; bu temellerden birisi Milliyettir; Milliyetimizin kaynağı tarihimizdir. Fakat uzun senelerden beri 1925’ten beri, tarihimizi yapmış olanların türbeleri kapalıdır… Milliyetçi kurultay: Türk gençliğinin yetiştirilmesi mevzubahis olduğu zaman, Türk tarihini yapanların türbelerinin niçin böyle bırakılmış olduğunu bir dakika düşünmek istemez mi?

 
  

 Aziz arkadaşlarım; bundan yirmi beş sene evvel, Büyük Millet Meclisi’nden İcra Vekilleri Heyeti’ne intikal eden bir teklifi kanunu dolayısıyla türbelerin kapatılması mevzubahis oldu. O zaman Devlet Reisimiz (Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ) içtimaa geldi… O vakit sordum: “Bunlar hangi türbelerdir? Ballı Dede mi, Azizlerden biri midir? Kendi devrinde insanları teselli etmiş, irşat vazifesini görmüş bir adamın türbesi midir?” Bu suallere ben cevap verdim, “İsterseniz bunlar kapatılabilir dedim.” … “Ancak bazı türbelerimiz var: İmparatorluğumuzu kuran Sultan Fatihin Türbesi; İmparatorluğumuzu genişleten Kanuni Sultan Süleyman’ın Türbesi, bütün tarihimizin mefahirini tenkil eden büyük adamlarımızın, vezirlerimizin, sanatkârlarımızın türbeleri var; bunlar da kapanacak mıdır?” Dedim. Bu suallerime şöyle cevap aldım: “Evet hepsi kapacak” Fakat ben yine devam ettim ve şöyle dedim: “Memleketin gençlerine o memleketi bir devlet olarak, bir vatan olarak kendisine verenlerin kim olduğunu öğretmek için benim elimde ressamlığım yok... Şehirlerin Belediye bahçelerinde memleket büyüklerinin heykelleri yok. Müzeleri eserleri ile doludur; fakat evleri bir ziyaretgâh haline getirilmemiştir. Büyüklerimizi, çocuklarımıza tanıtmak için onların yalnız kemikleri dağılmış birer türbeleri var. Onu da kaparsanız, yeni nesli nasıl yetiştireceğiz?”

 
 I.Abdulhamid türbesi 

Bunun üzerine, bir iki dakika sukut hâsıl oldu. Sonra Devlet Reisi (Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal), bana, yanında yer gösterdi. Bana şöyle dedi: “Bekle; on, on beş sene bekle, bütün türbeleri sana vereceğiz.” Düşündüm... Türbeye ihtiyacım yok. Milli tarihimizi yapanlar kalbimde, baştanbaşa uzanmış yatıyorlar, içimde gömülüdürler… Arkadaşlar: Milli terbiyeden bahsettim. Müsaadenizle bir küçük misal alacağım. Geçen sene İstanbul’a bir Fransız mektep gemisi geldi. Subaylar merak etmişler; Ortaçağ devrini kapayan, asri tarih devrini açan, koskoca bir imparatorluğun banisi Sultan Fatih’in Türbesini ziyaret etmişler birkaç camı kırık, tozlardan içerisi görülmez, kapısı kilitli, dönüp gitmişler.

 
 Kanuni Sultan Süleyman Türbesi 

 Ben de şahsen şöyle bir tecrübede bulundum, son derece acı, son derece güzel. Size nakletmeye layık buluyorum. Yugoslavya’nın üç büyük şairinden birisi Bükreş’te Büyükelçi olarak vazife gördü, sekiz ay uğraştım, onu İstanbul’a getirdim; kalbinden biraz hasta idi. Maksadım, İstanbul’un güzelliklerini göstererek, eşsiz abidatını tanıtarak, sihir ve füsunu önünde Şairin kalemini memleketin lehine kullandırmak, bir şiir yazdırmaktı.

Yabancı Şair Büyükelçi ile gezdiğimiz gibi Tataresko, Titulesko ile de dolaştık. Medeniyetimizin bir şaheseri olan Süleymaniye Camii’ni beraber ziyaret ettik. Sultan Süleyman’ın Türbesi’ni de gezmek arzusuna düştüler. Beraber türbeye yürüdük, baktık, kapısı kapalı: on, on iki yaşındaki çocuklar orada oynuyorlar, en kabadayısına yaklaştım: “Oğlum, acaba türbedarı bulabilir misin?” dedim Cevap verdi: “Onu bulmak çok zordur, isterseniz arayalım.” Dedi.

 
 Barboros Hayreddin Paşa türbesi 

Vaziyeti biliyordum; söyleyecek şey bulamadım. Onlar: “Galiba: tamir var” dediler, fakat iskele yok. Kafamı kurcalıyorum, o kadar kurcalıyorum ki, o dakikaya yarayacak bir şey söylemek istiyordum, fakat bulamıyordum. Nihayet şunları söyleyebildim: “Bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik, onun için türbeleri kapattık” dedim. Yabancı Diplomat hayretle yüzüme baktı: “Ciddi mi söylüyorsunuz?” Dedi. Cevap verdim: “Ciddi” dedim.

Şu sözleri söyledi: “Böyle tarihi olmayan milletler Tarih huzurunda esatir, efsane uydururlar. Sizin ise büyük bir tarihiniz vardır: Bu tarihi yapanların türbesini nasıl kapatıyorsunuz?” diye sordu… Onun için milliyetperverlik mevzubahis ise, bunun tahakkukunu canla başla istiyorsak, tarihimize büyük hizmet etmiş olanların türbelerini tamir edelim açalım.” Şeklinde konuştu. Kurultay Başkanı da: “Bu mesele hakkında Millet Meclisi’ne bir teklifte bulunursanız iş hallolur.” Dedi.

 
  

İlgili kanun değişikliğini içeren tasarı, 21 Ocak Başbakan Şemsettin Günaltay tarafından Meclise sunuldu ve geniş bir mutabakatla 1 Mart 1950’de yasalaştı. Türbelerden bir kısmının: 677 sayılı kanunun birinci maddesine eklenen: “Türbelerden Türk büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Milli Eğitim Bakanlığı’nca umuma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir. Açılacak türbelerin listesi Milli Eğitim Bakanlığı’nca hazırlanır ve Bakanlar Kurulu’nca tasvip olunur.” Fıkrasıyla açılmasına imkân sağlandı. Milli Eğitim Bakanı Hasan Tahsin Banguoğlu, “bu fıkra eklenirken inkilab kanununun ruhuna aykırı olmaması için fevkalade itina gösterildiğini belirterek, büyüklere aid türbelerin batıl itikadlara kaynak ve sahne olmasına müsaade edilmeyeceğini anlattı. Konuşmasının devamında da: “Fatih Sultan Mehmed’in türbesini çocuklarımız, Atatürk’ün türbesini ziyaret eder gibi ziyaret edeceklerdir. Eğer bugün bir Türk büyüğünün mezarında, farz-ı muhal olarak bir hilafetçilik toplanması vaki olursa hükümet orayı kapatabilecektir.”dedi.  İlk aşamada İstanbul’da Mustafa Reşid Paşa, Gazi Osman Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı Padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim’in türbeleri açıldı. Ardından Bursa’da Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin daha sonra Mimar Sinan’ın, Fatih Sultan Mehmed’in, içinde Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in de yatmakta oldukları II. Mahmut Türbesi’nin Bolayır’da Şehzade Gazi Süleyman Paşa, Kırşehir’de Âşık Paşa, Konya’da Selçuklu Sultanları, Akşehir’de Nasreddin Hoca türbelerinin açılışları yapıldı. Aynı kanundaki son değişiklik ise 7 Şubat 1990 yılında yapılarak ““Türbelerden Türk büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Milli Eğitim Bakanlığı’nca umuma açılabilir.” İfadesi, “Kültür Bakanlığı’nca umuma açılabilir” cümlesiyle değiştirildi. Bunun dışında kalan bütün kısımları ile 677 sayılı “Tekke Ve Zaviyelerin Seddine Türbedarlıklar İle Birtakım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun” günümüzde de Anayasa’daki varlığını korumaktadır.

 
  

Bu kanunun, türbelere ilişkin kısmının yürürlükte olduğu dönemde, 9 Ekim 1944 yılında inşaatına başlanan ve dört aşamada tamamlanması planlanan “Anıtkabir” de şayet 30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı kanunda değişiklikler yapılmamış olsaydı: “çıkar sağlamaya dayananlarla, bütün diğer türbeler” gibi kapatılacak hatta türbe “ihdas edenlere” ön görülen hapis ve para cezalarının uygulanması gerekecekti.

Kaynaklar:

Resmi Gazete; Nr: 243, 248, 7448, 20435, Cumhuriyet Gazetesi: Nr: 9181.

CHP 7. Büyük Kurultayı, Ankara, 1947.

Güncelleme Tarihi: 30 Ekim 2013, 12:59
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48