Atatürk'ün anlaşılamayan bir nutku!

Falih Rıfkı Atay’a şöyle ifade etmişti: Atatürk “çocuğum beni dinle” dedi. “Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Bir çıkmaza girmişizdir…Biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız

Atatürk'ün anlaşılamayan bir nutku!

Dünya Bülteni / Tarih Dosyası 

Osmanlının özellikle son yıllarında yoğun olarak gündemde yer tutmuş olan dilde sadeleşme konusu Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren programlı bir şekilde uygulamaya konuldu. 1928 yılına kadar Latin harflerinin kabulü hazırlıkları şeklinde gelişen dil çalışmaları 1932 yılında Türk Dil Cemiyetin kuruluşu ile dilde sadeleşme, öz Türkçe çalışması halini aldı. 26 Eylülde toplanan I.Türk Kurultayında cemiyetin amacı şöyle açıklanmıştı:  “Türk dilinin öz güzelliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek. Türk dilinin öz güzelliğini ortaya çıkarmanın yolu ise Türkçede bulunan Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin atılması ve yerine Anadolu Türkçesi  veya  Orta Asya kökenli kelimelerin konması olarak belirlendi. Cemiyet, kurultayın ardından Osmanlıcadan Türkçeye Söz karşılıkları Tarama Dergisini çıkararak tarama ve derleme çalışmalarına başladı. Köylerden kasabalardan on binlerce kelime toplandı. Arapça ve farsça kökenli kelimelerin yerine konmak amacıyla toplanan bu malzemeler  1934-1936 yılları arasında ayıklanmaya başlandı. Osmanlıcadan Türkçeye Kılavuz Komisyonu olarak adlandırılan bu komisyon 8000 kadar Arapça ve Farsça kelimeye karşılık tespit ettiği kelimeleri cep kılavuzu olarak yayınladı.

Ancak bulunan kelimelerin günlük hayatta kullanılması büyük bir karmaşaya ve kimsenin anlamadığı yeni bir dilin ortaya çıkmasına sebep oldu. Atatürk’ün Çankaya köşkünde  İsveç Veliahdı Prens Güstav Adolf şerefine  verdiği yemekte yaptığı şu konuşma öz Türkçe çalışmalarının nasıl bir dil ortaya çıkardığını gözler önüne sermekteydi.

 “Altes Ruayâl, Bu gece, yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.

İsveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.

Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.

Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.

Altes Ruayâl, Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.

Ünlü babanız, yüksek kralınız beşinci Güstav’ın gönenci için en ıssı dileklerimi sunarken, Altes Ruvayâl, sizin Altes Ruvayâl, prenses Louise, sevimli kızınız Altes Prenses Ingrid’in esenliğine, tüzün İsveç ulusunun gönencine, içiyorum.”

Türkçenin içine düşürüldüğü bu garip durumu, yapılan yanlışlığı fark ederek itiraf edenlerin başında ise yine Atatürk  gelmekteydi. Bunu Falih Rıfkı Atay’a şöyle ifade etmişti:  Atatürk “çocuğum beni dinle” dedi. “Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye  ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Bir çıkmaza girmişizdir…Biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız” dedikten sonra bir noktada ısrar ederek, “Türkçe’de kalacak kelimelerin aslında Türkçe  olduğunu izah etmeliyiz”.

Bu gelişmelerin ardından 1935 yılının sonlarından itibaren  Güneş Dil Teorisini uygulama konmaya başladı. Bundaki maksat bütün dillerin aslında Türkçeden doğduğu ve dolayısıyla Türkçede olan ve kullanılan yabancı kökenli kelimelerin de Türkçe olduğunun ispatını yapmaktı. Nitekim Atatürk  1937 yılında Dil Bayramı dolayısıyla Türk Dil Kurumuna gönderdiği teşekkür mesajında öz Türkçe olarak belirlenen kelimeleri kullanmamaya dikkat edecekti:  “Dil bayramı münasebeti ile TDK hakkımdaki duygularını bildiren telgraflarınızdan çok mütehassıs oldum. Teşekkür eder, değerli çalışmalarınızda muvaffakiyetinizin devamını dilerim”. Halbuki 1934’te kutlanan Dil Bayramında TDK’ya gönderdiği tebrik telgrafında şöyle demişti: “Dil bayramından ötürü, Türk dili araştırma kurumu genel özeğinden ulusal kurumlarından, birçok kutun bitikler aldım. Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Bende kamuyu kutlarım”

 

Kaynaklar:

Falih Rıfkı Atay,Çankaya

Kadir Şeker,İnönü Dönemi Kültür Hayatı

 

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2018, 19:30
YORUM EKLE

banner33

banner37