banner15

Birleşmiş Milletler, Yahudi ilhamının bir ürünü müydü?

İsrail Zangwill’in ‘Milletler Topluluğu, Yahudi ilhamının ürünüdür’ demiş olmasında hayret edilecek bir şey yoktur. Yahudi Cemiyetleri bu cemiyetin Yahudiliğin en aziz ve kutsal geleneklerine uygun olduğunu ve bütün Yahudilerin, mümkün olan her vasıta ile bu cemiyeti korumayı kutsal bir vazife gibi telakki etmek zorunda olduklarını ifade ediyordu.

Birleşmiş Milletler, Yahudi ilhamının bir ürünü müydü?

Necdet Sevil / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

Bir Yahudi devletinin kurulması ilk olarak Moses Hess ve Leon Pinsker gibi Siyonist düşünürler tarafından düşünülmüşse de[1], bu düşüncenin pratiğe dökülmesi ve uluslar arası arenalara taşınması, 1895 yılından itibaren, Siyonizmi[2] devletlerarası bir proje haline getirmek isteyen Theodore Herzl’ a[3] nasip olmuştur.  Nitekim, Yahudi Meselesi’nin ancak Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasıyla çözülebileceğine inanan Herzl’in amacı; Yahudi cemaatinin liderlerinden ve zengin Musevilerden oluşmuş bir örgüt kurmak ve bunların bir araya gelmesiyle oluşacak muazzam servetle Filistin’i satın almaktı[4].

Herzl bu amaç doğrultusunda harekete geçmiş ve akla gelen ilk formüllerden biri olarak, bu dönemde mali sorunlar ve dış borçlarla boğuşan Osmanlı Devleti’nin başındaki II. Abdülhamid’i ikna etme yolunu düşünmüştü. Bu suretle, Abdülhamid’le görüşmek için, Padişah ile yakın dostluğu bulunan Yahudi kökenli Polonyalı asilzade Newlinski’yi aracı yaparak nihayet 19 Haziran 1896’da Abdülhamid’le görüşebilmişti. Herzl’ın da anılarında ifade ettiği üzere, II. Abdülhamid Filistin’e Yahudi Yerleşimi meselesine soğuk bakmış ve bununla ilgili olarak Newlisnki’ye şunları söylemişti:

“ Eğer Bay Herzl senin benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış bile olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanları ile mahsuldar kılmıştır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler, Fakat, yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmem”[5].

II. Abdülhamid’in bu cevabı üzerine İstanbul’u terk eden Herzl, amacından en ufak bir sapma göstermeden, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı olan Filistin’de özerk bir Yahudi devleti kurulması için toprak sağlayabilmek niyetiyle, ilk ziyaretinden sonra dört defa daha İstanbul’a gelmiş, fakat olumlu bir cevap alamadan ve bu devletin kuruluşunu göremeden 1904’te henüz 44 yaşındayken vefat etmişti. Tabi, Herzl’in ölümüyle birlikte Yahudi devletinin kurulması çalışmaları önemli bir kesintiye mahal vermeden devam etmiş ve Yahudiler İslam’ın çıkışından bin yıl önce sürüldükleri ve bir daha egemen olamadıkları İsrail topraklarına (Eretz İsrael) bir gün dönme arzusunu daima canlı tutmuşlardı[6]. Yahudiler ve Yahudi örgütleri bu arzuları çerçevesinde Avrupa’da da destekçiler bulma yoluna girmişler ve bilhassa İngiltere, 19. Yüzyılın ortalarına doğru Filistin bölgesindeki Yahudilerin himayesi prensibini dış politikasının unsurlarından biri haline getirmişti. İngiltere’nin ve daha sonraki süreçte diğer büyük devletlerin de desteğini alan Yahudiler bu meseleyi, en üst düzeydeki diplomatik ve politik çevrelere taşıyarak dünya kamuoyuna oturtmuşlardı. Temeli Birinci Dünya Savaşı akabinde atılan ve aslen 1945’te kurulan Birlemiş Milletler ise, Yahudi devletinin kurulması çalışmalarının en fazla gündeme geldiği yer olmuştur. Nihayetinde, 1947’de Filistin Sorunu BM’ye taşınmış ve yapılan görüşmeler neticesinde 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması sağlanmıştı.

 

David Ben-Gurion ( İsrail'in ilk Başbakanı ) İsrail'in kuruluş bildirgesini okurken

Meselenin BM’ye taşınması ve ivedilikle halledilmesi bir takım soruları da beraberinde getirmiştir. Herzl’in, “Yahudi Meselesi, ulusal bir meseledir ve bu sorunu gidermek için büyük milletler tarafından düzenlenmiş bir konsey dâhilinde tartışılarak bunun bir dünya meselesi haline dönüştürülmesi gerekir”[1] sözleri bize bu soruları cevaplama noktasında bir ipucu verebilir diye düşünüyorum. Yine Herzl’in bu sözlerinden hareket edecek olursak, Will Durant’ın şu paragrafını hatırlamakta fayda görüyorum: “… Bu barış, savaşan devletlerin iktisadi kalkınmasına engel olmak suretiyle Yahudilerin idare etmekte olduğu büyük bankalara savaş zenginleri yüzünden şen milletler arası tröstlere ve dünyanın ihtiyat paralarını elde tutanlara elverişli oldu.

İsrail Zangwill’in ‘Milletler Topluluğu, Yahudi ilhamının ürünüdür’ demiş olmasında hayret edilecek bir şey yoktur. Yahudi Cemiyetleri yetkilisi Lucien Wolf da, Cenova’da Milletler Topluluğu toplantısına iştirak ettikten sonra bu cemiyetin Yahudiliğin en aziz ve kutsal geleneklerine uygun olduğunu ve bütün Yahudilerin, mümkün olan her vasıta ile bu cemiyeti korumayı kutsal bir vazife gibi telakki etmek zorunda olduklarını tekrarlamaktan hiç de çekinmedi”[2].

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Yahudi Devleti’nin kurulma aşamalarından birisi, parayla yönlendirilmiş Birleşmiş Milletlerin kurulma aşamasıdır.

Netice olarak, “Gelecek Yıl Kudüs’teyiz”[3] deyimini sürekli dillendiren ve her gece bu asil rüyayı gören Yahudiler, Birleşmiş Milletlerin 1947’de aldığı karar üzerine ancak 1948’de bu rüyayı gerçekleştirebilmişlerdir. Bu rüyanın gerçekleşmesinde BM’nin nasıl bir rol üstlendiği meselesi birçok açıdan değerlendirilebilirse de, İsrail Zangwill’in pek de yabana atılmayacak ‘Milletler Topluluğu, Yahudi ilhamının ürünüdür’ ifadesi, sanırım BM’nin kuruluş amaçlarından birini de açıklamıştır. Ayrıca, BM’nin bugün üstlendiği misyon ve son olarak verdiği kararlar göz önüne alındığında, bu açıklama daha da kuvvet kazanmaktadır. Son olarak; BM, kapitalizmin siyasi; NATO, askeri ve İMF de mali gücünü teşkil etmektedir gerçeğinde birçok yazar ve düşünürün mutabık olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

 

[1] Herzl, Yahudi Devleti, s. 12.

[2] Will Durant-Roger Lambelin, Yahudiliğin Tarihi ve Siyon Liderlerinin Protokolleri, s. 88.

[3] Herzl, Yahudi Devleti, s. 27.

[4] Engin, Pazarlık, s. 62.

[5] Yaşar Kutluay, Siyonizm ve Türkiye, s. 88.

[6] Engin, Pazarlık, s. 21.

[7] Herzl, Yahudi Devleti, s. 12.

[8] Will Durant-Roger Lambelin, Yahudiliğin Tarihi ve Siyon Liderlerinin Protokolleri, s. 88.

[9] Herzl, Yahudi Devleti, s. 27
Güncelleme Tarihi: 05 Eylül 2011, 10:09
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35