'Bu kararı alkışlayacak değiliz '

Lozan Barış antlaşmasının imzalanmasının ardından devletin başkentinin neresi olacağı konusu tartışılan konuların başında geldi. Özellikle İstanbul basını Ankara’nın başkent olmasına şiddetle muhalefet etti.

'Bu kararı alkışlayacak değiliz '

Dünya Bülteni / Tarih Dosyası 

Bir imparatorluk başkenti olan İstanbul’un konumu ile ilgili olarak ilk değerlendirmeler 93 harbi sonrasında gündeme gelmişti. Rus ordularının İstanbul önlerine kadar gelişi ile payitaht İstanbul ilk kez tehlike altına girmişti. Başkentin İstanbul’dan başka bir yere taşınması gerektiği fikri de ilk kez bu savaş sonrasında açıktan dile getirildi. Başkentin imparatorluğun ortasında bir yere taşınması gerektiği fikrini de ortaya atan kişilerin başında ise Osmanlı ordusunda görev yapan bir Alman mareşali olan Von der Goltz Paşa’ydı.

Başkentin taşınması gerektiği fikrinin tekrar gündeme gelişi yine bir başka felaket sırasında oldu. Balkan savaşları sırasında Edirne’nin de kaybedilmesi İstanbul’u tekrar tehlike altına sokacaktı.  İkdam gazetesi yazarı Ahmet Ferit Bey de işte bu tarihlerde ; “Millet ve memleketin selâmeti için başkentin vatanın merkezine ve milletin kalbine kurulması gerekir” diyecekti.

Mondros Ateşkes antlaşması sonrasında başkent İstanbul’un işgal edilmesi hükümeti çalışamaz hale getirince işgallere karşı mücadele Anadolu’dan yürütüldü. İstanbul’un konumu yine bu şekilde gündeme gelecek ve Atatürk İstanbul’un durumu ile ilgili olarak şöyle diyecekti:  “Bir geminin topunun telaşına düşecek yerde hükümet merkezi olamaz.”

Anadolu’da örgütlenen milli mücadelecilerin Ankara’ya gelişi ve 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin burada açılması ile Ankara mücadelenin merkezi haline geldi. Ankara yurdun dört bir yanından sivil ve asker bürokrat ve aydınların buluştuğu bir yer haline gelmeye başladı.

Kurtuluş savaşının TBMM tarafından başarı ille sonuçlandırılması ve Lozan Barış antlaşmasının imzalanmasının ardından devletin başkentinin neresi olacağı konusu tartışılan konuların başında geldi. Özellikle İstanbul basını Ankara’nın başkent olmasına  şiddetle muhalefet etti.

Vatan Gazetesi’nde Ahmet Emin, Tanin’de, Hüseyin Cahit Yalçın Ankara’nın başkentliğine karşı çıktılar. İstanbul basınında Ankara’nın başkent olmasına taraftar olan tek kişi Tevhid-i Efkâr’da yazı yazan Ebuzziyazade’ydi.  Tevhidi- Efkâr Gazetesi’nde Ebuzziyazade; “… Anadolu’yu İstanbul kurtarmamış fakat İstanbul’u Anadolu kurtarmıştır…” diye yazacak ve şöyle devam edecekti:  Garp âleminin asırlardan beri memleketimiz üzerinde siyasi ve içtimai (konularda) devam eden zararlı tesirlerinden kurtulmak isteniyorsa bundan sonra milli mukadderatımızı idare edenlerin Anadolu’dan çıkmasını temenni etmeliyiz. 1324’te ilân ettiğimiz meşrutiyeti daha ilk aylardan itibaren yüzümüze gözümüze bulaştırmış olmamızda, ülkenin dört tarafından gelen acemi ve beceriksiz mebusların İstanbul’da yabancı ve muzır her türlü unsurların telkinatı altında kalmasının büyük tesiri görülmüştü. Son müdafaa-i memleket nokta-i nazarından merkezin Anadolu’da olması bizim için hayati bir meseledir.” “Asırlardan beri merkezi hükümetin İstanbul’da olması yüzünden Anadolu tamamiyle terk edilmiş ve harap halde bırakılmıştır.”

Ankara’nın başkent olmasına karşı çıkanların başında gelen Vatan gazetesi yazarı Ahmet Emin Bey  ise bu konuda şunları söylüyordu:

‘Ankara lehine ileri sürülebilecek tek iddia tarihi mertubiyet hislerinden ibarettir. Filkakika Ankara denince her Türk’ün kalbinde mukaddes bir damar ihtizaza gelir. Ankara namı bize muvaffakiyete eren çetin istiklâl mücadelelerimizin en şerefli safhalarını hatırlatır. Fakat bu merbuyetin deynini kalplerde ebedi tekrim hisleri ile saklıyarak, abideler vücuda getirerek Ankara şehrine muhtelif müesseseler ihdas ederek, orasını belki de askeri merkez haline koyarak idameye çalışmak mümkündür.”

Ankara hakkındaki bu olumlu ifadelerin ardından ise Ankara’nın niçin başkent olmaması gerektiğini şöyle açıklıyordu : “Yeni merkezi idaremiz ümrana müsait bir muhit olmalıdır.”“Ankara böyle bir muhit değildir. Bilâkis belki de memleketin ümrana en gayrî müsait bir noktasıdır.”

Ahmet Emin Yalman Ankara’nın başkent ilan edilmesi üzerine ise  “bu kararı alkışlayacak değiliz diyecekti. Yazısında Halk Fırkası’nın aldığı kararın aslında tüm milletvekillerinin düşüncesi olmadığını, “Bugün belki de Fırka düşüncesine tabi olarak Ankara hakkında rey veren mebuslarımızın birçoğu, hususi surette bu ciheti (Ankara’nın yetersizliğini) tamamıyla takdir etmektedirler.” şeklinde eleştirilerine devam edecekti.

Tanin gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın ise başkent meselesinin yeterice tartışılmadığını bir fırka toplantısı çerçevesinde bu kararın alındığını söyleyerek İstanbul’un niçin başkent kalması görüşünü şöyle açıklayacaktı: “…Devletimiz Ankara’da oturursa, bütün yokluklara galebe  edeceğimizi ilan etmiş oluyormuşuz da İstanbul’da oturursak yahut Eskişehir, Sivas, Konya, Kayseri gibi başka bir şehre gidersek meşkulata galebe çalmayacağımızı anlatmış olacakmışız. Ne çare, edebiyat-ı siyasiyenin işte böyle yavan ve çocukça konuları da olur ki kemal-ı cedit ve hürmet ile dinlemeye herkesin güleceği bu sözleri kabul etmiş görünmeğe mecbur oluruz.”

İstanbul basınında Ankara’nın başkent olmasına yönelik itirazların yoğunluğu üzerine  Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde  yayınlanan bir yorumda şöyle deniliyordu :

“Yoğun bir milli yapının feyz dolu tesirlerinden mahrum, binbir lisanla konuşan, damarlarında binbir kan dolaşan, kafalarında binbir zihniyet, kalplerinde binbir temayül taşıyan Babıli (halitası) karışıklığı ile kuşatılmış İstanbul hükümeti hiçbir zaman hiçbir vakit, Anadolu’yu Anadolu ahalisini benimsememiş, mütemadiyen tesiri altında kaldığı levanten ruhunun telakkiyatı ile Anadolu’yu ve ahâlisini bir yecucu mecuc beldesi telakki eylemiş, onunla halkını yalnız cebir ve zulüm icrası, varını yoğunu elinden alması niyeti ile icra eylemiş ve geri kalan diğer bütün hareketleri ile bu beldeyi bütün cihandan ayırmak için elinden geleni yapmıştır…”

9 Ekim 1923 tarihinde İsmet Paşa ve 13 milletvekili TBMM’ye bir kanun teklifi sunarak Ankara’nın başkent olmasını önerdiler. Teklifin gerekçeleri şunlardı: Lozan  tahliye protokolünden sonra işgal altında toprak kalmamış ve ülke bütünlüğü sağlanmıştır. Türkiye’nin idari merkezinin belirlenme vakti gelmiştir. Lozan antlaşmasında boğazlarla ilgili alınan kararlar nedeniyle ( Boğazlar komisyonunun kurulması ) idari merkezin Anadolu’nun merkezinde olması gerekmektedir.

13 Ekim 1923 tarihinde TBMM kararı ile Türkiye’nin başkenti oldu. Meclisteki görüşmeler sırasında Celal Nuri Bey şöyle diyordu; “Biz Ankara’nın yazın tozuna, kışın çamuruna tahammül etmeliyiz ki, Anadolu ‘nun bütün levazım ve ihtiyacatını anlıyabilelim. Ve ona göre derdine devasız olalım” “Bir hükümet, hususiyle vatanın asıl parçalarının en büyüğü, yüzde doksan beşi Anadolu’da olursa ve o hükümetin merkezi İstanbul’da bulundukça Anadolu’yu biraz güçlükle düşünür.”

Ankara’nın başkenti ilan edilmesine bazı batılı devletler karşı çıktılar. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere uzunca bir süre büyükelçiliklerini Ankara’ya taşımadılar ve Ankara’da birer temsilcilik açtılar. Batılı devletler başkentin bir şekilde tekrar İstanbul’a taşınacağını düşünmekteydiler. Ancak elçilik meselesi kısa sürede krize dönüştü. Karşılıklı verilen notaların ve görüşmelerin ardından Almanya, İtalya ve son olarak İngiltere büyükelçiliklerini Ankara’ya taşıdılar. Elçiliklerin taşınması 1928 yılına kadar sürdü.

 

Kaynaklar:

Umut Karabulut, Ankara’nın başkent ilan edilişine İstanbul basınının tepkileri  

Güven Dinçer,Ankara’nın başkent oluşunun anlamı

 

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2018, 16:32
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35