Dersim harekatı katliama dönüşmüştü

Sabiha Gökçen: "Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk"

Dersim harekatı katliama dönüşmüştü

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni 

Yakın tarihimizin trajik olaylarından Dersim katliamı tekrar Türkiyenin gündeminde  kendine yer buldu. Geçen yıllardaki tartışmalar ve araştırmalar yeni bilgi ve belgelerin çıkmasını sağlamış bölgede yaşananların tarih kitaplarında geçtiği gibi olmadığını ve bölgede büyük bir katliamın yaşandığı Türkiye kamuoyu tarafından daha net bir şekilde anlaşılmıştı. Peki Dersim’de ne olmuştu ?

 Merkeziyetçiliğe tepki

Merkeziyetçilik anlayışı Osmanlı Devleti döneminde Tanzimat’la  başlamıştı. Cumhuriyet döneminde de devam etmişti. Kurulan rejiminin en önemli özelliklerinden biri olarak kabul edilen üniter devlet anlayışı 1920’lerden itibaren yerleştirilmeye çalışıldı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin yöneticileri şeyhlik,ağalık,seyitlik  gibi kurumları rejimin geleceği açısından tehdit olarak görüyorlardı.

Merkeziyetçilik anlayışının dışında 1920’lerin ortalarından itibaren devletin milliyetçi bir politikaya yönelmesi, Türkiye’de yaşayan herkesi Türk olarak nitelemeye başlaması ve Türkleştirme politikası uygulamaya başlaması ülkenin doğusundaki Kürt vatandaşların tepkilerini beraberinde getirmişti.

Bu tepkiler isyan noktasına ulaştığında ise dönemin hükümeti ( Tek partili- Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti, Parti ile devletin aynı anlama geldiği dönem ) sert tedbirler ile isyanları bastırmaya çalıştı. İşte bunlardan biri de Dersim”de çıkan isyandı.

 ‘Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır’

 1920’li yıllardan itibaren Dersim bölgesi için bir çok ıslah planı hazırlandı. Bunlardan biri de 1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in İçişleri Bakanlığına sunduğu rapordu. Bu raporda  "Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır..." deniyordu. Yine raporda geçen "kesin bir ameliye yapmak lazım" sözünün ne anlama geldiği de raporda şöyle yer alıyordu:

"Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir..."

 Dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak da farklı düşünmemekteydi: 'Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar".Çakmak, Dersimlilerin okşanmakla kazanılamayacağını, silahlı kuvvetlerin müdahalesinin Dersimli'ye daha çok etki edeceğini savunuyordu. 

İşte bu raporların ardından 1935 yılında hükümet Dersim bölgesinde otoritesini sağlamak, aşiret, ağalık, şeyhlik,  seyitlik otoritesine son vermek için bir dizi çalışma içerisine girdi. Bunun için TBMM’nden bir kanun çıkarıldı. Bölgede merkezi otoriteyi sağlamlaştırmak isteyen dönemin hükümeti 1935 yılında Tunceli,Elazığ ve Bingöl’ü içine alan bir umumi müfettişlik kurdu. Umumi Müfettişliğin başına idari,adli,askeri geniş yetkilerle Korgeneral Abdullah Alpdoğan’ı atadı. Abdullah Alpdoğan’nın görevi bölgeyi Ankara’ya bağlamaktı.  

 Bölgeye yönelik raporların ve bu şekildeki bir idari yapılanmanın ardından özellikle 1936 yılından itibaren bölgede devlet otoritesi güçlü  bir şekilde kurulmaya çalışıldı. Aşiretlerin ellerinde bulunan silahlar toplanmaya çalışıldı. Ancak bölgedeki aşiretlerin buna tepkisi de gecikmedi ve bu çalışmalara yönelik direniş ve isyan başladı. Seyit Rıza ve aşiretinin liderliğinde başlayan isyanda jandarma karakollarına baskınlar düzenlendi. Bir çok asker bu baskınlarda yaşamını yitirdi.

           

Bu gelişmeler üzerine 1937 Nisan ayında İçişleri bakanlığının hazırladığı rapor çerçevesinde Dersim üzerine tedip ve tenkil harekatı başlatıldı. Yine haziran ayında Dersim bölgesi için bir ıslahat programı hazırlandı. İsmet İnönü bu ıslahat programının amacı hakkında şöyle diyordu :"Dersim'e yol, köprü, okul, kışla yapılacak; askerlik ve vergi işleri düzene konulacak; ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek; halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecek; Dersim'i haydut yatağı durumuna getirenler batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip namuslu ve eğitilmiş vatandaşlar haline geleceklerdir. Ayrıca, Dersim tamamıyla boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu'nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecektir. Ülkenin öbür köşelerine yerleştirilen Dersimliler ev ev dağıtılacaklardır. Böylece Horasan'dan gelme öz Türk olan Dersimliler, asıl çevresine ve benliğine kavuşacaktır."

Dersim’e harekat 

4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu Dersim ile ilgili harekat kararı alırken dikkat çekici şöyle bir mülahazada bulunuyordu: ‘Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.’  Bu karardan da anlaşılacağı  gibi bölgede yalnızca asilerin üzerine bir askeri harekat yapılmayacak aynı zamanda köylerin de tahrip edileceği geniş çaplı bir harekat düzenlenecekti. 

Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’ın asiler üzerine yaptığı ilk harekat bölgenin arazi yapısı sebebiyle başarısız olunca hava kuvvetlerinin desteğinin gerekli olduğuna karar verildi. Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’in görev aldığı hava saldırısı ve beraberinde yapılan harekat da sonuçsuz kalınca Seyit Rıza’ya görüşme çağrısı yapıldı. Erzincan vilayet konağına barış görüşmesi için gelen Seyit Rıza ve adamları burada tutuklandı. Yapılan yargılamaların sonunda Seyit Rıza ve oğlu dahil altı kişi idam edildi. Ancak bu idamlar isyanı sonuçlandırmadı. Gerçekleşen idamlar bölgedeki isyanın daha da genişlemesine sebep oldu. 1937’de başlayan harekat 1938 yılının sonlarına kadar sürdü. 

Bölgeye yapılan operasyonlarda asilerin dışında binlerce sivil insan hayatını kaybetti. On binlercesi bölgeden sürüldü.  İsyancıların üzerine bomba yağdıran Sabiha Gökçen 1956 yılında Halit Kıvanç'a verdiği bir röportajda, "Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk" derken, 30 Mart 1937'de, Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan'ın Başbakanlığa yazdığı yazının 2. maddesinde "Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa'dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim"  diyecektir. Harekatı yöneten ve harekatın içinde olan bu iki görevlinin ifadeleri 1937-38 yıllarında bölgede neler yaşandığını gözler önüne sermektedir.

 Seyit Rızanın idamında görev almış olan  İhsan Sabri Çağlayangil yıllar sonra Dersim harekatı ile ilgili olarak "Dersim'de mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu, zehirli gaz kullandı, mağaraların kapısının içinden... Bunlar fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler."diyecek ve o tarihlerde bölgede yaşananları doğrulayacaktı. Çağlayangil operasyonda Atatürkün yerini ise şu cümlelerle net bir şekilde ortaya koyuyordu : Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: "Bu meseleyi kökünden hallediniz" 

 

Kaynaklar :    

“Çağlayangil'in Anıları- Kader Bizi Una Değil, Üne İtti”  Tanju Cılızoğlu

 Hüseyin Aygün; Dersim 1938 ve Zorunlu İskân

Cemil Koçak; Umumi Müfettişlikler

 

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2018, 20:38
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35