banner15

Devrimlere tepki olarak Türkiye'den göçler de yaşanmıştı

Milli Mücadele’nin ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin oluşum sürecinde ülke dışına veya içine göçler görüldü.

Devrimlere tepki olarak Türkiye'den göçler de yaşanmıştı

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

Milli Mücadele’nin ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin oluşum sürecinde ülke dışına veya içine göçler görüldü. Siyasi, ekonomik, sosyal ve hatta uluslararası anlaşmalara dayalı olarak yaşanan bu göçlerin bir sebebi de gerçekleştirilen inkılâplar, devrimlerdi. Genel olarak kitlesel bir nitelik kazanmasa da birçok kişi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında hayata geçirilen uygulamalara tepki göstererek göç, hicret etti. Tepkilerin ana kaynağı ise yüzlerce yıllık kültür ve medeniyet birikimine sırt çevrilmesi, İslam dininin öğe ve esaslarına karşı yapılan hareketlerdi.

Bunun öncesinde dindar halkı mücadelenin etrafında ve arkasında tutmak için kullanılan dini hamaset retoriği, iç ve dış muhaliflere karşı başarı elde edildikten sonra terk edildi. Modernleşme, çağdaşlaşma adına da dini değer ve kurumların yerine Batı değer ve kurumlarının yerleştirilmeye çalışıldığı bir sürece girildi. İktidarı eline alan CHP ve onun temsilcileri tepeden inmeci, seçkinci ve iradi bir tarzda halkın, gerekirse “halka rağmen” aydınlatılması ve Batılılaştırılması politikası çerçevesinde hareket etmeye başladılar. Böylece telkin ve terbiye yoluyla halka benimsetilen devrimlerle yeni ulus-devlet, dönemin siyasilerinin ifadesiyle “kaynaşmış kütle”  elde edilecek, Osmanlı geleneğine ve dinin katı kurallarına karşı laik bir yaşamla mücadele edilecekti.

Tek Parti rejimi, çeşitli bahanelerle kendisine muhalif sesleri susturmaya başladı ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile birçok gazeteyi kapattı. Çok sayıda gazeteci tutuklanarak, hükümetin emrinde ve hâkimlerin keyfine göre hareket eden İstiklal Mahkemeleri’nde idam tehdidiyle yargılandı. Birbiri ardınca çıkarılan kanunlarla eğitim sistemi yeni metotlar ve programlarla şekillendirilirken, Anadolu’da büyük tepkiye neden olan şapka devrimi, akabinde yapılan tutuklama, yargılama ve idamlar, dini-islami nikâhın kaldırılması, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, Anayasa’dan dini terimlerin çıkarılması, yeni Latin harflerinin kabulü ve “eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur” denilen kanun ile “Kur’an-Kerim” dâhil din öğretiminin yasaklanması ve geçmişle bağın koparılması, Türkçe Ezan ve Kur’an okunması, Hacca gidişlerin engellenmesi, hatta “Türk’e yeni bir amentü” yazılması gibi birçok icraata imza atıldı.

Devrimin, eskiye ve eski sayılan her türlü fikrin temsiline, temsilcisine hak tanımadığı o dönemde bunlardan ve kendisine yönelik takibattan dolayı göç edenlerden biri, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmed Akif Ersoy’du. 1925 yılı Mayıs ayı sonunda İskenderiye’den İstanbul’a gelen ve başyazarı olduğu Sebilürreşad Dergisi’ni kapatılmış ve imtiyaz sahibi arkadaşı Eşref Edib’i de isyana teşvik ve idam talebiyle yargılanırken bulan Mehmed Akif, 1936’ya kadar bir daha dönmemek üzere Mısır’a gitti. Gidişinin ardından aleyhinde: “O, şapkadan kaçtı! Onun tasassubu teceddüd inkılâbını hazmedemedi. O , metaına müşteri aramak için bir İslam pazarı aramaya gitti! O, ecnebi diyarını öz vatanına tercih edecek kadar hamiyetsizdir.” Şeklinde sözler söylenen Mehmed Akif, Mısır’da bulunduğu süre zarfında, Türkiye’deki rejim aleyhinde konuşmadı ve yazmadı. İnanmadığı değerleri tasvip veya medh etmekten kaçındı ve rejimin idealleri ve icraatlarıyla uyuşamayacağı için Türkiye’den uzaklaştı.

Mısır’daki yaşamı süresince “El-Camiatü’l-Mısriyye’de” Türkçe muallimliği yapan ve meal çalışmalarını sürdüren Mehmed Akif gibi Türkiye’den göç edenlerden biri de Ali Ulvi Kurucu idi. Son dönemin âlim ve yazarlarından olan, aruz vezniyle yazdığı şiirler ve üslubuyla “Akif-i Sani” (İkinci Akif) olarak da anılan ve 1922 yılında Konya’da dünyaya Ali Ulvi Kurucu, ilköğrenimine Türkiye’de başladı. Fakat dedesi Hacı Veyis Efendi’nin yeni sistemde verilen eğitimden memnun olmaması, Kur’an-ı Kerim’in artık ders olarak okutulmaması nedeniyle mektepten ayrıldı. Kur’an-ı Kerim’i ve İslami ilimleri öğrenen bir âlim olmasını isteyen dedesinin girişimiyle hafızlığa başlayan Ali Ulvi Kurucu, bu süreci tamamlamış olsa da, Kur’an öğrenmenin ve öğretmenin, “eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur” kanunu uyarınca zorlaştığı bir döneme girilip, takibat ve baskıların artması üzerine, 1930’lu yıllarda ailesiyle birlikte Konya’dan Medine’ye göç etti. Öğrenimini Kahire’de sürdüren ve Medine’ye dönerek uzunca bir süre Suudi Arabistan’ın Evkaf Dairesi’nde, Mahmudiye Kütüphanesi’nde, Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesi’nde çalışan Ali Ulvi Kurucu, 2002 yılında 60 yılını geçirdiği Medine’de vefat etti. Türkiye’den göçlerin bir sebebi olarak pek ele alınmamış ve araştırılmamış bir konu olsa da kişi ve aileler yanında, sınırlı da olsa kitlesel şekilde göç edenler oldu ve devrimlere tepki olarak Suriye’nin başkenti Şam’a giden bazı Türkmen gruplar da görüldü.

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2014, 07:19
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48