banner39

Devşirme Sistemine geçiş ve çocukların seçilme kıstasları

Devşirme sisteminin ilk kez1360 ile 1390 arasında tatbik edilmeye başladığı tahmin ediliyor. Bu uygulamayla birlikte,bazı kıstaslar gözetilerek Hristiyan ailelerden alınacak çocukların belli bir eğitim sonucu asker veya bürokrat olarak Osmanlı Hanedanı’na ve İslam’a hizmet etmesi arzu edilmiştir.

Olaylar 27.10.2013, 23:00 29.10.2013, 01:12
Devşirme Sistemine geçiş ve çocukların seçilme kıstasları

Mustafa DOĞAN/ Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

 Osmanlı Devleti’nde devşirme sistemi benimsenmeden evvel, Saray’ın ihtiyaç duyduğu esir ve köleler, büyük ölçüde savaşlar ve akıncıların düşman topraklarına yaptıkları ani baskınlar yoluyla sağlanıyordu. Alınan bu esirler, ya Sultan’ın bir anlamda hususi muhafız alayı olan Yeniçeri Ocağı’nda istihdam ediliyor ya da Saray’daki işlere tayin ediliyorlardı. Bilhassa Rumeli’de savaşların ve fütuhatınyoğun olduğu 14. ve 15. asırda, devletin de yaptığı düzenlemelerin, teşviklerin ve imtiyazların da etkisiyle ciddi bir esir akışı meydana gelmişti. Peki ne oldu da esir ve köle temini için belki daha kolay ama düzensiz olan bu yolun önemi azaldı ve daha sistematik bir yöntem olan Devşirme uygulaması tercih edildi ? Saray’ı bu ihtiyaca iten sebepler nelerdi ?

 Devşirme sisteminin ilk kez1360 ile 1390 arasında tatbik edilmeye başladığı tahmin ediliyor. Bu uygulamayla birlikte,bazı kıstaslar gözetilerek Hristiyan ailelerden alınacak çocukların belli bir eğitim sonucu asker veya bürokrat olarak Osmanlı Hanedanı’na ve İslam’a hizmet etmesi arzu edilmiştir. Bu çocuklar genellikle Hristiyan nüfusun yoğun olduğu Balkanlar’dan devşirilmişlerdir. Daha sonra ise yedi-sekiz sene kadar Anadolu’da Müslüman Türk ailelere emanet edilirlerdi. Bunda amaçlanan, hem çocuğun ailenin yanında çalışarak çeşitli zorlukları göğüslemesi hem Türkçeyi öğrenmesi hem de İslam dininin esaslarını kazanmasıdır.Tabi aileler bu çocuklar için belli bir ödeme yapıyorlardı ancak bu daha ziyade göstermelik bir ücretti. Çünkü bu yolla çocuk, kendisi için bir ödeme yapıldığının bilincinde olarak tembellik yapamayacak, çalışma disiplinini daha kolay edinecekti.

 Yukarıda da sorduğumuz gibi, padişahın “kul” ihtiyacı için Devşirme usulü neden dahaöncelikli hale geldi ? Öncelikle, daha önce de bahsi geçtiği üzere, savaşlar ve akıncıların sızmaları ve ilaveten Türk denizcilerinin korsanlık faaliyetleri sonucu zapt edilen esirler ihtiyacı bir nebze karşılıyordu. Fakat bu Saray için yeterli değildi. Bunun bir sistematiğe oturtulması ve savaşlara, fetihlere, korsan faaliyetlerine veya akıncılara olan bağımlılığı azaltacakdüzenli bir devamlılık sağlanması gerekiyordu. Devşirme sistemine geçişin bir nedeni budur.

İkincisi, Osmanlı’nın bir devletten imparatorluğa dönüşmeye başlamasıyla birlikte, özellikle 15. asırda Osmanoğlu ailesinin ittifak ettiği Türk hanedanlarının yerine, yeni bir yönetici “klik” ihtiyacı hasıl oldu.Zira bu Türk hanedanlarının ileride devletin cihat anlayışıyla sarmalanmış bekâsına halel getirebileceği düşünülmüştü. İlk somut pürüz, İstanbul’un fethi sırasında cereyan etmiş; Fatih Sultan Mehmed ile Çandarlı Halil Paşa arasında patlak veren anlaşmazlıklar İstanbul’un alınmasından kısa bir süre sonra Paşa’nın idamıyla son bulmuştu. Ancak Roma’yı dirilterek Batı’nın ve Doğu’nun yeni imparatoru olma iddiasında olan Fatih’in, bu amacına ulaşmak ve sırtını dayayabileceği yeni bir yönetici sınıfı oluşturmak için Çandarlı Hanedanı’nı tasfiye ettiği de üzerinde mutabakata varılan bir konudur. Bu yeni sınıfın da temin edilebileceği en mühim kaynak elbette Devşirme uygulamasıydı. 

Devşirme sisteminin öneminin artmasının bir diğer sebebi de akıncıların sızıp yağmalayabileceği toprakların azalmasıydı. Akın edilen düşman toprakları bir süre sonra fetih yoluyla bizzat Osmanlı İmparatorluğu’na katıldığı ve akıncılar da Osmanlı mülkü olan yerleşim yerlerine saldıramayacakları için, esir ve köle kaynakları azalmış oldu. Mesela, 1526 Mohaç Savaşı bu konuda önemli bir dönüm noktasıdır. Savaş sonucunda Macaristan’ın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle akıncılar için önemli bir ganimet deposu ortadan kalkmış oldu. Yine 16. ve 17. yüzyıllardaki savaşlarda çok sayıdaki akıncı kayıpları da sınır boylarındaki bu sızma ve baskın hareketlerine önemli bir darbe vurdu. Tabi savaş ve akınlar yoluyla zapt edilen esir ve köleler hala bir kaynak olarak iş görmeye devam etti. Özellikle Tatar akıncıların Rusya ve Lehistan’da gerçekleştirdiği baskınlar örnek verilebilir. Ancak bu da Saray’ın dolayısıyla Ocak ve bürokrasinin ihtiyacını karşılamaya yetecek seviyede değildi. Bu yüzden Devşirme sistemi önemini muhafaza edecekti.

Başlıktan da anlaşılacağı gibi, devşirilecek çocukların bazı niteliklere haizolması gerekmekteydi. 1. Ahmed devrinde kaleme alınan “Kavânîn-i Yeniçeriyân-ı Dergâh-ı Âlî” isimli, yazarı belli olmayan bir çalışma çocukların hangi kıstaslara göre seçileceği, çocuklar seçildikten eğitimleri bitene ve bir göreve tayin edilene kadar nasıl bir prosedür izlendiği vs. hakkında önemli bilgiler sunuyor. Esasında bu çalışma, kaleme alındığı 17. yüzyılın başındaartık yozlaşmaya başlamış olan Yeniçeri Ocağı için geçmişteki Devşirme uygulamasını da yad ederek bazı yenilikler ve çözümler ileri sürüyor.

Mesela çocuk seçimiyle ilgili, Osmanlıların Türk düşmanı olduğu tartışmasına da zemin oluşturan şu madde kayda değer: “Ve Türk evlâdını almamakda fâide oldur ki, anların ekseri bî-rahm olur. Ve din ü diyâneti az olur.” Yani Türklerin devşirme için alınmamasını, çünkü onların merhametsiz ve dinini önemsemeyen kimseler olduğu söyleniyor. Burada “Türk evlâdı” ifadesinden kastın, o dönem kaba mizaçlı ve ahlâkî yönden zayıf olan kişiler için olduğu, yani anti-Türk bir niyetle kullanılmadığı da iddia ediliyor. Zira eğer Osmanlılar ‘da bir Türk düşmanlığı var idiyse, o halde alınan devşirmeler neden Türk ailelerin yanına verilsin ve neden Türkçe öğretilsin ?

Yine ilginç bazı maddeler: “Ve babası ve anası ölüb yetim kalan oğlanı almayalar. Zira gözü aç ve bî edeb olur. Ve köy kethüdâsı oğlunu almayalar. Zira anlar köy halkının rezillerindendir. Ve sığırtmaç (sığır çobanı) ve çoban taifesinin oğlunu almayalar; zirâ anlar dağda büyümüşlerdir, bî-edeblerdir.”

Bunun yanında, bazı gülünç kaideler de var. Örneğin: “Ve kel olanı almayalar; fuzûl ve geveze-hor olur” denilerek kellerin boşboğaz oldukları için seçilmediği, “Ve kudretten sünnetli olan oğlanı almayalar. ... Türk evlâdıdır deyü şüphe olunur...” maddesiyle doğuştan sünnetli erkek çocuklarının alınmadığı, “ Ve gayet tavîlü’l-kame olan oğlanı almayalar; ahmak olur...” kaidesince uzun boylu oğlanların ahmak oldukları için alınmadığını, “Ve katı kasîr olan oğlanı almayalar; fitne olur” kaidesince de kısa boyluların fitneye sebep oldukları için Devşirme ‘ye dahil edilmediklerini öğreniyoruz.

Ayrıca “Ve kâfirde iken evli olan oğlanı almayalar. Zira yüzü ve gözü açık olur. Ve evli olan Padişaha kul olmaz” ve “ Ve san`at ehli olan oğlanı almayalar. Zira san`at ehli olan ulûfe içün belâ çekmez, sanatına dayanur, dahi sefere gitmeyüb bunun kârına meşgul olur, kalur.” şeklindeki ifadeler de dikkat çekici ve aydınlatıcı detaylar sunmaktadır. 

 

KAYNAKLAR

Ahmet Akgündüz: Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri: I. Ahmed, I. Mustafa ve II. Osman Devirleri Kanunnameleri (1012/1603-1031/1622). 1. İstanbul: FEY Vakfı, 1994. 138-155.

Colin Imber: The Ottoman Empire, 1300-1650: The structure of power. New York: Palgrave Macmillan, 2009. 133-36.

 

 

            


banner53
Yorumlar (2)
derya 2 yıl önce
peki neden türk çoçukları değilde hristiyan çoçuklarını yönetici olarak seçerlerdi
Başak 6 ay önce
Onlar isyan çıkartmaz mı
11
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?