banner39

İsrail sorunu nasıl çıktı?

Bugünlerde kuruluşunun 63. yıldönümünü kutlayan İsrail, 1948'de Ortadoğu'nun kalbinde/Filistin toprakları üzerinde müstakil bir devlet olarak kurulduğunu dünyaya ilan etti

Olaylar 20.05.2011, 11:40 20.05.2011, 12:25
İsrail sorunu nasıl çıktı?

Kudret Göçer - Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Bugünlerde kuruluşunun 63. yıldönümünü kutlayan İsrail, 1948'de Ortadoğu'nun kalbinde/Filistin toprakları üzerinde müstakil bir devlet olarak kurulduğunu dünyaya ilan etti. Hiçbir meşru dayanağı olmayan bu yeni devşirme yapı, başta Amerika ve İngiltere olmak üzere dünyanın önde gelen devletleri tarafından tanınarak, başta Arap halkları olmak üzere dünya halkları nezdinde meşruiyeti teminat altına alındı.

Filistin toprakları üzerinde kurulacak olan Siyonist devletin ideologu, Avusturya asıllı Yahudi, Teodor Herzl'di. Aslen bir hukukçu olmasına karşılık gazetecilik mesleğini tercih eden Herzl, Avusturya'da "Neue Frei Presse" gazetesinin Viyana muhabirliğini yapmaktaydı. Reformist bir anlayışa sahipti. Yahudiliğin pek çok ilkesi ona göre zaman aşımına uğramış, geçerliliğini yitirmiş ve modası geçmişti. Aslında o dönemde Avrupa'da yaşayan Yahudilerin çoğunluğu bu anlamda bir kimlik bunalımı yaşıyordu.  Bu kimlik bunalımının arkasında, Avrupa tarzı yaşam biçiminin, Yahudileri kendi laik/seküler dünya görüşleri içerisinde eritmeleri ve asimile etmeleriyle gerçekleşiyordu. Theodor Herzl bu durumdan pek rahatsızlık duymuyordu. Ona göre, kendisinin ve toplumunun kaderinde bulunan, Avrupalılıktı... Bu düşüncelerinin paralelinde sürekli olarak Hıristiyan-Yahudi işbirliğini gerçekleştirecek çalışmalar yapıyordu. Nihai amacı Avrupa-Yahudi karma toplumunu oluşturmaktı. 19.yüzyılın son çeyreğinden itibaren Avrupa'da bir antisemitizm rüzgârı esmeye başladı. Yahudiler Avrupa toplumu içerisinde kabul görmemeye ve tecrit edilmeye başlandılar. Yahudilere karşı alenen baskı politikası uygulanıyor, yaşam koşulları iyiden iyiye zorlaştırılıyordu. Bu arada Theodor Herzl, çalıştığı gazetenin temsilcisi olarak Fransa'ya Dreyfus Davası'nı takip etmeye gider.(Dreyfus Davası: Fransız Ordusu'nda görevli Yahudi yüzbaşının Alman istihbaratına bilgi sızdırdığı iddiası üzerine açılan davadır). Hedefinde Hıristiyan-Yahudi işbirliğini tekrar sağlayabilecek yeni bir çıkış yolunun bulunması ve hayata geçirilmesi vardır. Ancak bu mümkün olmayacaktır. Dreyfus davası tam anlamıyla bir hayal kırıklığı olmuş ve tarihe ilk antisemitik dava olarak geçmiştir.

Dreyfus Olayı sonrası Herzl'in düşüncelerinde, büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Yahudilerin Avrupalılarla bir arada barış içinde yaşayamayacağı duygusu onu yeni arayışlara itmiştir. Bu minval üzere "Siyonizm" ülküsünü ortaya atmış ve bütün dünyada Yahudilerin ezildiği/acı çektiği fikrinden hareketle 1896'da "Yahudi Devleti" adlı kitabını yayınlamıştır. Hemen akabinde Dünya Siyonist Örgütü'nün kurulmasına önayak olmuştur. Teşkilatın başkanı sıfatıyla İsviçre'nin Basel kentinde ilk kongrede Yahudi Devleti'nin gerekliliği üzerinde durmuş ve kurulacağı taahhüdünde bulunmuştur. Böylece Siyonizm ideolojik bir boyut kazanırken kurumsal niteliğe de bürünmüş oluyordu.

Bir yandan kurumsallaşma çabalarını devam ettiren Siyonist hareket diğer yandan kurmayı planladığı devletin yurttaşlarını bir araya getirme çabası içine girdi. Dünya sathındaki tüm Yahudileri bir devlet çatısı altına toplamak gerekiyordu. Aslında bu pek zor olmayacaktı. Bunun birinci nedeni Siyonist hareketin "ezilmişlik ajitasyonu" idi. Nitekim Yahudi ırkı dünyanın her tarafında baskı altındaydı. İkinci neden ise tarih boyunca hasreti çekilen ve hayali kurulan "Yahudi Devleti Rüyası"... Bu, dünyanın çeşitli yerlerinde sürgün yaşayan Yahudiler için bir muştuydu.

Son ve en önemli aşama, devletin nerede kurulacağı konusu idi. Theodor Herzl için ilk bakışta "yurt" edinilecek coğrafyanın neresi olacağı, devletin dünya küresinin hangi koordinatları üzerinde inşa edileceği önemli değildi. Onun için önemli olan Yahudilerin selamet içinde yaşayacakları, Yahudilere ait bir "yaşam alanı" olmasıydı.  Fakat Yahudilerin yaşam alanı hangi kriterlere göre belirlenecekti?

Siyonizm ülküsü dini temeller üzerine kurulmuştu. Bu noktada kurulacak devlet din devleti olacak ve yine Yahudi şeriatı ile yönetilecekti. Bu düşüncelerden hareketle akla gelen Arjantin, Uganda gibi yerler üzerinde fazla düşünmeye gerek duyulmadan reddedildi.  Onlara göre kurulacak devletin toprağı da dini bir mahiyet taşımalıydı. Burada ise yardımlarına muharrif Tevrat yetişiyordu. Tevrat'a göre Mezopotamya Yahudiler için vaat edilmişti. Filistin toprakları üzerinde ittifak sağlandı.

Filistin o dönemde Osmanlı toprağıydı. Theodor Herzl ilk etapta Filistin için İngiltere ile görüşmüş, fakat İngiliz hükümeti çözümün adresi olarak sultan 2. Abdülhamid'i göstermiştir. Theodor Herzl Mayıs  1901'de Sultan Abdülhamid ile görüşme fırsatı bulmuştur. Görüşmede Yahudiler için Filistin topraklarından yurt edinmek maksadıyla toprak talep etmiştir. Karşılığında ise Osmanlı Devleti'nin tüm dış borcunun kendileri tarafından ödeneceği taahhüdünde bulunmuştur. Aslında Herzl'in teklifi oldukça caziptir. Osmanlı devleti oldukça zor bir dönemdedir. Moratoryum (borçların askıya alınması)ilan edilmiştir.  Sultan ise bu isteği kati surette reddetmiş ve şu tarihi cevabı vermiştir:

- "Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır"

Thedor Herzl

Thedor Herzl aynı teklifi 1902'de bir daha yapacak, yine sonuç alamayacak ve 1904'te ölecektir.
1908'de meşrutiyetin ilanı ve kısa bir müddet sonra Abdülhamid'in halli, s iyonist Yahudilerin Osmanlı ülkesindeki hareket alanlarının genişlemesine imkan tanıyacaktır. 1909'da İttihat ve Terakki'nin kurduğu hükümette üç Yahudi bakan yer alacaktır. Bu tarihten itibaren Yahudi toplulukları kanuna aykırı olmasına rağmen Filistin'de toprak satın almaya başladılar. Kısa bir müddet sonra başlayan 1. Dünya savaşı Siyonist Yahudilerin ekmeğine yağ sürmüştür. Bu tarihe kadar Filistin'e iki kez küçük çaplı Yahudi göçü olmuştu. Bunlardan ilki 1882'de Rus Yahudilerinin göçüydü ve devletin bilgisi dahilinde gerçekleşmişti. İkincisi özellikle İttihad ve Terakki'nin iktidarı döneminde gerçekleşti. Ancak esas büyük göç dalgaları savaşla birlikte başlayacak ve iki savaş arası dönemde artarak devam edecektir.

1.Dünya Savaşı beklenen hamleyi başlattı. İngilizler ve Fransızlar gizli bir anlaşma ile Osmanlı topraklarını aralarında paylaşma kararı aldılar. Şerif Hüseyin ve üç oğlunu da Osmanlı'ya karşı harekete geçirip krallık vaadinde bulundular. Savaş sonunda Osmanlı'nın Arap yarımadasındaki topraklarını ele geçirdiklerinde artık Filistin Osmanlı toprağı değildi. İngiltere ve Fransa toprak taksimatlarını yaptılar. Filistin ve çevresi İngilizlerin eline geçmişti. İngilizler savaşı kazanmıştı kazanmasına ancak bölgede kendi menfaatlerini koruyacak hiçbir dostu da kalmamıştı. Zira Şerif Hüseyin'i de Osmanlı'ya karşı ihtilalde kullanmış fakat Ona verdiği sözleri tutmamıştı. Bu noktada bölgede kendilerine dost Siyonistlerin varlığı İngiltere için önemli hale gelmişti.

İngiltere 2 Kasım 1917'de yayınladığı bir deklarasyonla (Balfour) Filistin toprakları üzerinde yahudilere devlet kurma hakkını veriyordu. Bu bölge dünya savaşı sonrasında artık İngiliz mandasındaydı ve 1920 San Remo konferansında alınan bu karar Milletler Cemiyeti tarafından onaylandı. Hemen akabinde buraya bir İngiliz Komiser atandı. Bu andan itibaren Filistin'e sistemli bir göç hareketi başlatıldı. Göç hareketleri nedeniyle Filistinlilerle manda yönetimi arasında şiddetli çarpışmalar cereyan etmiştir. (30 yıl süren manda dönemi sürecinde Filistin topraklarına göç edenlerin sayısı 600 bine ulaşmıştır)

Filistin'e yapılan en kapsamlı Yahudi göçü 1933'te Hitler'in Almanya'da iktidara gelmesiyle gerçekleşmiştir. Hitler'in Yahudi düşmanlığı politikası  binlerce insanın Almanya'dan kaçıp Filistin'e yerleşmesine neden olmuştur. Avrupa'nın göbeğinde yaşayan bu Yahudiler için Filistin cazip bir mekan değildi. Fakat diğer Avrupa ülkeleri nedense  Yahudilere kapılarını kapatmışlardı. Bu durumda çaresiz Filistin'e geldiler. Avrupa'daki antisemitizm Müslüman Araplara, Siyonist Yahudileri kabule zorluyordu. Nitekim bunda başarılı da oluyorlardı. Fakat Müslüman Filistin halkı mevcut durumu kabul etmedi ve hem İngiliz hükümetine hem de Siyonistlere karşı direnişe geçti. Bir müddet sonra manda hükümeti Yahudi göçünü durdurma kararı aldı. Fakat Yahudilerin kurdukları terör çeteleri bu durumu kabul etmediler. Yahudi askeri çetesi Hagahan'ın milisleri İngilizlerin aldığı kararı protesto etmek için silahlı eylemler düzenlediler. Gizliden gizliye göç hareketlerini devam ettirdiler.

1933 göç dalgasıyla birlikte Yahudiler hızlı bir şehirleşme hamlesi başlattılar. Bununla birlikte verimli tarım arazilerinin etraflarını dikenli tellerle çevirdiler. Bu arazilere yaklaşan Filistinlileri sorgusuz sualsiz vurmaya başladılar. Filistinlilerin hak ve hürriyetlerine ciddi kısıtlamalar getirildi. İşçi olarak çalışmalarına izin verilmiyordu. Çocukların eğitim hakları çiğneniyor okullara sokulmuyorlardı. Yahudi çocukları Avrupa'nın seçkin kolejlerinde okurken, Filistinliler Şam, Kahire gibi yerlere dahi gönderilmiyorlardı. Yeni nesil Filistinliler sistematik olarak cehalete sürükleniyorlardı. Mecbur kalmadıkça Müslümanlardan bir şey almıyor, Müslümanlara hiçbir şey satmıyorlardı. Bununla beraber Müslüman Filistin halkına ithalat ve ihracat yasağı getirilmiş, ticari faaliyetleri koloni hükümeti tarafından sınırlandırılmıştı. Bir tek narenciye üretimine ve ihracına izin veriliyor bunun pazarlanması da koloni hükümetinin belirlediği aracı-komisyoncularla yapılıyor ve komisyoncu üreticiye ne veriyorsa üretici onunla iktifa ediyordu.

Yahudiler batının devasa para ve teknoloji yardımlarıyla şehirlerini en iyi şekilde ve kendilerinin olmayan topraklar üzerine inşa ederken, yerli halkın kendi evlerinin tadilatına dahi müsaade edilmiyordu. İngilizlerin kurduğu "Şehir Planlama Konseyi" Filistinlilere ait göz koyduğu topraklara aşırı vergi koyuyor, vergileri normalinin 4-5 katına yükseltiyor ve bir bakıma halkı toprağını satmaya zorluyordu. Filistinli ise malının haczedilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kaldığından mülkünü yok pahasına Yahudilere teslim ediyordu. Böylece Filistinli kendi ülkesinde yabancı durumuna düşürülüyor ve hicrete zorlanıyordu. Filistinlileri hicret etmeye zorlayan bir başka husus ise her iki üç yılda bir rutin olarak Siyonist Yahudilerin geniş çaplı sindirme eylemlerini gerçekleştirmeleri olmuştur.

1918-1948 yılları arasında Filistinliler ile İngiliz-Yahudi güçleri pek çok kez kaşı karşıya gelmişlerdir. Öyle ki koloni hükümetinin bu otuz yıllık manda yönetimi sırasında en çok bütçe ayırdığı mesele güvenlik olmuştur. 1938 Filistin Ayaklanması Filistin toprağını baştanbaşa "insansız ülke" konumuna getirmişti. Bu ayaklanma sonucunda koloni hükümeti geri adım atmak zorunda kalmıştır. Arap liderlerinin de araya girmesiyle silahlar susturuldu. İngiltere hükümeti Balfour deklarasyonunda belirtildiği şekliyle bölgeye Yahudi muhaceretini durdurdu. Toprak satışlarını yasakladı. Fakat bu kez bu durumdan Siyonistler memnun olmadılar. Bu durumun kendi temel hedefleriyle çeliştiğini öne sürerek kabule yanaşmadılar. Bu süreçten sonra Siyonistler, "Yahudi Alayları" kurdular ve göçü ara vermeksizin devam ettiler.

İkinci Dünya Savaşı müttefik devletlerin galibiyeti ile tamamlandıktan sonra Filistin Meselesi tekrar gündeme geldi. Savaş sonrası İngiltere meselenin BM'ye götürülüp tartışılmasını istedi. İngiltere'nin görüşü kabul edildi. Artık Siyonist Devlet'in ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Kasım 1947'de alınan karar gereğince bu topraklar üzerinde biri Yahudi diğeri Arap iki devlet kurulacaktı. Kudüs ise milletlerarası bir statü kazandı. Bu çözüm Müslüman Filistin halkını tatmin etmedi. 14 Mayıs 1948'de İngiliz mandası resmen sona erdi. Ertesi gün bir çete lideri olan David Ben Gurion ilk İsrail başbakanı olarak Siyonist İsrail Devleti'nin kurulduğunu dünyaya ilan etti.

Böylece İsrail,"Soykırım Efsanesi" üzerine inşa edilen ilk devlet olma vasfını kazanmıştır.

KAYNAKLAR

DOĞUŞTAN GÜNÜMÜZE BÜYÜK İSLAM TARİH,İ cilt13, ÇAĞDAŞ İSLAM DEVLETLERİ
İSLAM ve SİYONİZM, İSMAİL FARUKİ

AFRİKA DRAMI, (SÖMÜRGECİLİK-MİSYONERLİK-SİYONİZM), İMADÜDDİN HALİL

 

banner53
Yorumlar (2)
Muhammed Ömer 10 yıl önce
Bu yazı ile birlikte görmüş oluyoruz ki, inancı uğrunda mücadele eden insanlar, hangi hayat tarzına sahip olurlarsa olsunlar, kazanmaya mahkumdurlar. Mahkumdurlar çünkü, Allah'ın yasası budur.Rabbim hedefli birliktelikler versin...
Abdullah 10 yıl önce
Yaşasın Zalimler için Cehennem.
18
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?