banner15

Kemalizm geçici bir ideoloji miydi ?

Tek parti döneminde iktidarı elinde tutanlar ( Cumhuriyet Halk Fırkası ) resmi bir ideoloji oluşturmaya çalıştılar mı ? Çalıştılarsa bu ideoloji geçici bir dönem için mi düşünülmüştü yoksa kalıcı bir ideoloji miydi ? Kısacası Kemalizm neydi ?

Kemalizm geçici bir ideoloji miydi ?

 Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Milli mücadelenin ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinde iktidarı elinde tutanlar ( Cumhuriyet Halk Fırkası ) resmi bir ideoloji oluşturmaya çalıştılar mı ? Çalıştılarsa bu ideoloji geçici bir dönem için mi düşünülmüştü yoksa sürekli bir anlayışa mı sahipti. Kısacası Kemalizm neydi ? Aslında günümüzde yaşanan bir çok siyasi,sosyal çatışmanın odak noktasını bu konu oluşturmaktadır.

Aslında Kemalizm, Osmanlı Devletinin son yüzyılında hızlanan batılılaşma hareketinin  radikal bir biçimiydi.Yeni kurulan Türk Devletinin iktisadi,idari,sosyal bir çok alanda Batı ile arasındaki gelişmişlik mesafesini kısaltmaya çalışmaktaydı. 1920’li-30’lu yıllar reformların çok hızlı bir şekilde yaşandığı dönem olarak gözüktü. Saltanatın kaldırılması,Hilafetin lağvı,Medreselerin kapatılması,Medeni kanunun kabulü,Şapka kanunu gibi toplumun her kesimini etkileyen idari sosyal reformlar halktan gelen tepkilere karşın kararlılıkla sürdürüldü.

On yıl içerisinde yaşananlar baş döndürücü derecede hızlı bir değişimdi. Bu gerçekleştirilen reformlar Meclis kararları ile yapılmış olsa da halktan büyük tepki çekmekteydi. Bu durum ise yöneticilerin farklı siyasi partilerin kurulmasına izin vermesini engellemekteydi. Çünkü kurulacak olan bir muhalefet partisinin halktan büyük destek göreceği ve Cumhuriyet Halk Fırkasını iktidardan düşüreceği açıktı. Mustafa Kemal’in 1930 yılında arkadaşı Fethi Okyar’a kurdurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılma sebebi de bu olmuştu. Kuruluşundan kısa bir süre sonra halktan büyük bir destek gören parti ülkeye bayram heyecanı yaşatmıştı. CHF, SCF’nin halktan gördüğü desteği kendine ve reformlara bir ihanet olarak görmüş bu ise SCF’nin sonunu getirmişti. SCF kısa bir sürede hükümet tarafından kapatılmıştı.

1930 yılının hemen başında içeride yaşanan bu gelişmeler yani SCF’nin kapatılması CHF’yi ülkede tekrar  tek parti konumuna getirmişti. Bu durum muhalefetsiz bir ülke muhalefetsiz bir meclis demekti. Kısacası demokrasinin tekrar askıya alınması demekti. Türkiye’de demokrasi bu şekilde askıya alınırken Avrupa’da da durum pek farklı değildi. İtalya ve Almanya gibi ülkelerde faşist rejimler kurulmaktaydı. Ayrıca 1920’lerin başından itibaren komşumuz Sovyetler Birliği de tek partili Sosyalist bir rejime bürünmüştü.

Ülke içinde ve dışında yaşanan tüm bu gelişmeler Türkiye’deki rejimin yapısı üzerinde de önemli etkiye sebep oldu. 1930’lu yıllarda devlet adamlarından gazetecisine, yazarına kadar bir çok kişi Türkiye’ye bir resmi ideoloji oluşturma çabası içerisine girdiler. Bunlardan Yakup Kadri, Şevket Süreyya Aydemir gibi yazarların bulunduğu Kadro dergisi ülkenin ideolojisini oluşturmaya çalışırken,Recep Peker gibi üst düzey Cumhuriyet Halk Fırkası yöneticileri de Meclisin üzerinde İtalya ve Almanya’daki gibi bir faşist konsey kurulması çabasındaydı.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken 10 Mayıs 1931 tarihinde CHF kongresinde Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Milliyetçilik,   Devletçilik  ve  İnkılapçılık   şeklinde belirlenen ilkeler parti ilkesi olarak kabul edildi. Daha sonra 1935 yılındaki  Büyük   Kongrede  bu ilkeler Kemalizm olarak tanımlandı. 1937  yılında da Teşkilat -ı Esasiye Kanununa ( Anayasa )  dahil  edilerek devlet ilkeleri haline getirildi.

 

Kemalizmin temel ilkeleri 1931 yılı CHF programında şu şekilde açıklandı:

A- Fırka Cumhuriyetin Milli hakimiyet mefküresini en iyi ve en emin surette temsil ve tatbik eder devlet şekli olduğuna kanidir. Fırka bu sarsılmaz kanaatle cumhuriyeti tehlikeye karşı her vasıta ile müdafaa eder.  ( Cumhuriyetçilik )

 

B- Fırka,terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber Türk içtimai heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmayı esas sayar. (Milliyetçilik)

C- İrade ve hakimiyetin kaynağı millettir. Bu irade ve hakimiyetin,devletin vatandaşa ve vatandaşın devlete karşılıklı vazifelerinin hakkıyle ifasını tanzim yolunda  kullanması fırkaca büyük esastır.  Kanunlar önünde mutlak bir müsavat kabul eden ve hiçbir ferde hiçbir aileye,hiçbir sınıfa,hiçbir cemaate imtiyaz tanımayan fertleri halktan ve halkçı olarak kabul ederiz. ( Halkçılık )

(1931  yılı  CHF Programında  ilkelerin  tanımlandığı 2. kısmın  1.maddesinden ayrı  olarak 2.maddede Türkiye cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan mürekkep değil ve fakat ferdi ve içtimai hayat için iş bölümü itibariyle muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telakki etmek esas prensiplerimizdendir.

D- Ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için memleketin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde-bilhassa iktisadi sahada- devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır.  (Devletçilik )

E – Fırka devlet idaresinde bütün kanunların nizamların ve usullerin ilim ve fenlerin muasır medeniyete temin ettiği esas ve şekillere tatbik edilmesini prensip kabul etmiştir. Din telakkisi vicdani olduğundan,fırka din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin muasırı terakkide başlıca muvaffakiyet amili görür. (Laiklik )

F- Fırka,milletimizin birçok fedakarlıklarla yaptığı inkılaplardan doğan ve inkişaf eden prensiplere sadık kalmayı ve onları müdafaa etmeyi esas tutar. (İnkılapçılık )

 

Kemalizmin temel ilkeleri her ne kadar bu şekildeki tanımlamalarla CHF Programında yerini almışsa da bu ilkelerin ayrıntılı bir biçimde resmi yorumu yapılmamıştır. Bu durum da kemalizmin nasıl bir ideoloji olduğu noktasında birbirinden farklı görüşleri ortaya çıkarmıştır.

1930’lu yıllarda formüle edilmeye başlayan Kemalizm CHF tarafından Köy Enstitüleri, Halkevleri,Halk odaları yoluyla geniş halk kitlelerine benimsetilmeye çalışılmıştı. Kemalizm bu şekilde halka mal edilmeye çalışılırken tek partili yönetim anlayışı her geçen gün güçlenmeye başladı.1937 yılında da Kemalizm adı verilen ilkeler Anayasaya dahil edildi. Yine bununla beraber Parti ile devletin birleşmesi sağlandı. Cumhuriyet Halk Partisinin il başkanları aynı zamanda o ilin valisi olarak görev yapmaya başladı. Tek partili rejim bu gelişmelerle ülkenin siyasal yapısının temeli haline getirildi.

Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanlığına seçilen İsmet İnönü döneminde ise tüm yetki ve otorite cumhurbaşkanında toplandı. İsmet İnönü CHP kurultayında kendini değişmez genel başkan ve Milli Şef ilan etti. Bu yapılan Türkiye’de yeni bir dönemi daha başlatıyordu. Aslında bu yapılan tek partili yönetiminde bir adım ilerisiydi. Milli Şef meclisin de Partinin de önüne geçiyor ve tek belirleyici oluyordu.

II.Dünya savaşının etkilerinin ağır bir şekilde hissedildiği bu yıllarda Milli Şeflik konusu herhangi bir tartışma konusu olmadı. Savaş süreci bunu engelledi. Ancak II.Dünya savaşının sona ermesiyle siyasal ve toplumsal muhalefet kendini göstermeye başladı. Savaşın uluslararası sonuçlarının da etkisiyle Türkiye tek partili Milli Şeflik yönetiminden çok partili siyasi hayata yumuşak bir geçişi gerçekleştirdi.

 

Kemalizm üzerine farklı görüşler

Bu noktada konu üzerine araştırmalar yapmış olan bazı siyaset bilimcilerin fikirlerini gözden geçirmekte fayda var. Siyasal  rejimler üzerine  çalışma  yapan  Duverger,  Huntington,  Moore  gibi  bir  çok  araştırmacı Türkiye’deki tek parti yönetimi üzerinde durmuşlardır.

Siyasi partiler üzerinde çalışma yapan araştırmacıların başında gelen Duverger  Türkiye’deki  tek  parti  sistemini  şu  şekilde  nitelemektedir:  "CHP'nin  başta gelen özelliği, demokratik ideolojisindedir. Bu ideoloji hiçbir zaman faşist ya da komünist kardeşleri gibi bir tarikat ya da mistik empoze etmemiştir. Kemalist devrimin özü pragmatiktir. Öte yandan Türk Tek partisinin yapısında totaliter bir taraf yoktu. Bu yapı ne hücrelere ve milislere hatta gerçek anlamda ocaklara dayanıyordu, partiyi yöneticilerin üyelerinden daha büyük önem taşıdığı komite partisi olarak  dahi  kabul  edebiliriz.  Türk  tek  parti  sistemi  hiçbir  zaman  tekele resmi  bir nitelik  vermemiş;  onu,  sınıfsız  bir toplumun  varlığıyla  ya da parlamenter çekişmeleri ve liberal demokrasiyi ortadan kaldırma arzusuyla meşrutlaştırmaya çalışmamıştır.’

 

Tarık Zafer Tunaya da, Duverger gibi, Türkiye’deki tek parti rejiminin geçici ve demokratik  düzene  varmada  bir  köprü  rolü  oynadığını  belirtmekte  ve Türk  tek parti sistemini vesayet partisi olarak tanımlamaktadır. Taner Timur da, Türk tek partisinin   siyasi  ideolojisinin   çok  partili  demokrasiye   açık  olduğunu,  bunun Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması ile kendisini gösterdiğini ancak buna rağmen,   Atatürk'ün   son   yıllarında   özellikle,   İtalya   ve  Almanya'daki   faşist rejimlerin etkisiyle parti ve devletin birleşmesinin yaşandığını belirtmektedir. Özellikle,  Duverger  ve Tunaya'nın Türk tek parti rejimini ifade etmekte kullandıkları vesayetçi rejim kavramı genel olarak Türk araştırmacılar tarafından temel alınmıştır.

 

Bu görüşlere karşıt olarak, Kemalizmin   otoriter ve modernleştirici olmakla beraber geçici bir rejim olmadığı, nihai amacının Batılı anlamda   bir   demokratik   sistem   içermediği,   sınıfsızlık   temelinde   başka   bir ideoloji olduğu iddiası da mevcuttur.

Bu iddia tek parti  yönetiminin  kuruluşu  ve  yerleşmesi  aşamasında  bir  çok  kez ifade   edilmiştir. O dönemde   Tekinalp   tarafından   yazılmış   olan Kemalizm  adlı  eserde  de  vurgulanmaktadır.  Tekinalp,  Kemalizmin  ortaya çıkardığı tek partili yönetim sisteminin Türk mucizesi olarak göründüğünü belirtmektedir. Milletin tümünü temsil eden Cumhuriyet Halk Partisi'nin en demokratik yönetim biçimini sağladığını ifade eden Tekinalp, bu yönetim tarzının Avrupa'nın karmaşık ve başarısız liberal sisteminden farklı olduğunu vurgulamaktadır.

Aslında   Tekinalp'in  bu ifadeleri  dönemin  Cumhuriyet   Halk Partisi  önderleri  ve  yazarları  tarafından  çoğunlukla  belirtilen  ifadelerdi. Mustafa Kemal Atatürk İsmet İnönü Recep Peker gibi CHF’nın önde gelenleri Cumhuriyet  Halk  Partisi'nin  ülkenin  tümünü  temsil  ettiği,  ülkede  Batıdaki  gibi sınıf  tezadının  olmadığı,  bunun  içinde  farklı  partilerin  varlığının  gerekli olmadığı, demokrasinin ise bir kargaşa rejimi olduğu ve devlet otoritesini sarstığı gibi ifadelere dönem içerisinde sıkça rastlanmaktadır.

 

Modernleşme,   Kemalizm   ve  Demokrasi ilişkisini inceleyen Levent Köker, Batı çoğulculuğunun temelindeki sınıf yapısının siyasi partileri ortaya çıkardığını, halbuki Kemalizmin Halkçılık ve Devletçilik ilkeleri ile sınıfsız bir toplum oluşturma çabasında olduğunu belirterek, bu durumun da CHP'den başka partilerin varlığını gereksiz kıldığını ifade etmektedir. Köker, Kemalizm'de tek parti yönetimini meşrulaştırabilecek hiçbir öğenin bulunmadığı düşüncesine  de karşı çıkmakta  ve şöyle demektedir:  "Kemalizm'de  bir tek parti rejimini meşrulaştıracak  hiçbir  kalıcı  öğenin  bulunmadığı  savının  aksine, Halkçılığın  ve  Devletçiliğin  boyutları,  çok  partili  Batılı  bir  demokrasiye  izin vermeyi güçleştiren kalıcı öğelerdir. Devletçiliğin salt bir iktisadi politika ilkesi olmanın ötesinde "siyasi fikir nazımlık" görevini de içermesi, Kemalizmin Türk toplumuna gelecekte erişmesini tasarladığı hedefler arasında, iktisadi kalkınmayı, ulusal-merkezi devletin güçlendirmesine öncelik verdiğini, demokratikleşme ile "bireysel özgürlük" idealinin konjonktürel dalgalanmalara tabi ikincil bir konuma sahip olduğunu gösterir niteliktedir".

 

Taha Parla da, CHP'nin ideolojisini incelediği eserinde Kemalizmin amacının Batılı demokratik bir düzene varmak olmadığını, başlı başına dünyayı, hayatı  yeniden  yorumlayan  farklı  bir  ideoloji  olarak  ortaya  çıktığını belirtmektedir. Kemalizmin,   idari  şeklinin  tek  partili  bir  yönetim  olduğunu, sanılan aksine bunun 1930'ların siyasi, iktisadi ve dış etkenlerden kaynaklanmadığını, bu ideolojinin Atatürk'ün 1920'lerdeki ifadelerinde olduğunu belirtmektedir.

 

Sonuç  olarak 1930’lu yıllarda formüle edilmeye çalışılan Kemalizm’de tek partili rejimi kalıcı hale getirme yönelik çokça veri bulunmaktadır. İlkelerin devlet ilkesi haline getirilmesi,daha sonra ise parti ile devletin birleştirilmesi bunun en önemli örnekleridir. Buna karşın devrimlerin yaşandığı ilk dönemlerde geçici bir anlayışa yönelik belirtiler de gözükmektedir. Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması buna en iyi örnektir.Ayrıca CHF içerisinde farklı görüşlerin de bulunabilmesi buna izin verilmiş olması önemli bir göstergedir. Görüldüğü üzere her iki tezin de verileri mevcuttur. Ancak bilinen bir sonuç var ki, Türkiye dış tesirlerin etkisiyle de olsa II.Dünya savaşından sonra çok partili bir siyasi yapıya kan dökülmeden yumuşak bir geçiş yapmıştır.Bu da dikkatlerden kaçırılmaması gereken önemli bir noktadır.

Güncelleme Tarihi: 15 Mart 2018, 21:48
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35