Kürt aşiret reislerinin birlik telgrafı

‘Muazzam Osmanlı kitlesinin en metin ve sarsılmaz, kale gibi direnci olan Kürtler her şeyden evvel İslam’dır. Ve ikinci olarak Osmanlıdır ve en sonra Kürt’tür. Muhteşem Osmanlı ailesinin ve şu İslam kardeşliği toplumunun en fedakar ve en bağlı ve en uyumlu bir uzvu olan Kürtlerin bu beraberlikten zerre kadar ayrılmamaları onların gayesi ve emelidir.

Kürt aşiret reislerinin birlik telgrafı

Dünya Bülteni - Tarih Dosyası

İşgallere karşı Anadolu’da başlayan Milli Mücadele ülke bütünlüğü içerisinde istiklali sağlamaya çalışmıştı. Erzurum Kongresinin toplanmasından yaklaşık bir buçuk ay önce Mustafa Kemal Paşa 15.Kolordu kumandanı Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgrafta “ ‘Diyarbekir’deki Kürt kulübünün İngilizlerin teşviki ile İngiliz himayesinde bir Kürdistan gayesini güttüğü için kapatıldığını’ belirtiyordu. Mustafa Kemal Paşa ‘Kürdistan’ın tanınmış beylerinden aldığı telgraflarla bu Kürt kulübünün hiçbir Kürt’ü temsil etmediğini birkaç serserinin teşebbüsü’ olduğunu ifade ederek, Doğu illerinde Ermenistan tehlikesini hatırlatıp Müdafaai Hukuk cemiyetlerinin nahiyelere varıncaya kadar örgütlenmelerini istiyor ve şöyle diyordu:  Ben Kürtleri ve hatta öz bir kardeş olarak tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve bunu cihana Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti vasıtasıyla göstermek karar ve azmindeyim”

Anadolu ve Rumeli’deki Müdafaa-i Hukuk  cemiyetlerinin tek bir çatı altında toplandığı Sivas Kongresi karalarının birinci maddesi de bu amacı taşıyordu:  Devlet-i Aliye-i Osmaniye ile Düvel-i İtilafiye arasında mün’akid mütarekenamenin imza olunduğu 30 Teşrinievvel sene 334 tarihindeki hudut dahilinde kalan ve her noktasında ekseriyeti İslamlar teşkil eden aksam-ı memalik-i Osmaniye yekdiğerinden ve camia-i Osmaniye’den gayr-i kabil-i tecezzi ve infikak bir küldür. Bilcümle anasır-ı İslamiye yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ve hiss-i fedakari ile meşhun ve vaziyet-i ırkiye ve içtimaiye ve şerait-i muhitiyetlerine riayetkar öz kardeştirler.(Günümüz Türkçesiyle: Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanmış ateşkesin imzâ olunduğu 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlar içinde kalan ve her noktasında çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Osmanlı topraklarının kısımları, yekdiğerinden ve Osmanlı topluluğundan ayrılamaz ve bölünemez bir bütündür. Bütün Müslüman unsurlar yekdiğerine karşı karşılıklı hürmet ve her türlü sıkıntıya göğüs gerecek fedâkârca duygularla dolu olarak, sosyal ve etnik durumları ve muhitlerinin şartlarına riayet eden öz kardeştirler. )

Nitekim Erzurum Kongresinden sonra Mustafa Kemal Paşa Mutki’de Aşiret Reisi Hacı Musa Bey, Bitlis’te Küfrevîzade Şeyh Abdülbaki Efendi, Şırnaklı Abdurrahman Ağa,  Derveşli Ömer Ağa, Muşaşlı Resul Ağa, Norşinli Şeyh Ziyaettin Efendi, Garzan’da  Cemil Çeto Bey ve eski milletvekillerinden Sadullah Efendi ile Şeyh Mahmut Efendi’ye birer telgraf göndererek kongrede alınan kararları bildirmiş ve millî mücadeleye davet  edecekti.

Bununla birlikte bazı Kürt ileri gelenleri bağımsızlık için İngilizler nezdinde çalışmalar yapacaktı. Bunlardan bir Kürt Şerif Paşaydı. Ocak 1919’da Paris Barış Konferansına İngilizlerin desteğiyle Kürtlerin temsilcisi olarak başvuran Şerif Paşa Ermeni Bogos Paşa ile birlikte doğu Anadolu’da Ermenistan ve kalan kısımlarında Kürdistan kurulmasını amaçlamıştı. Ancak buna en büyük tepki de yine Kürt aşiret reisleri ve din adamlarından gelecekti. Silvan aşiret reisleri,şeyhleri ve din alimleri tarafından şerif paşayı protesto etmek için bir telgraf metni hazırlandı. Padişaha, Meclisi Mebusana, Paris Barış Konferansına,itilaf devletleri liderlerine ve Ankara’daki Heyet-i Temsiliye’ye 27 Şubat 1920 tarihinde gönderilen uzun telgrafta şerif paşanın gafil ve lanetli teşebbüsünün halkta ve ileri gelenlerde nefretle karşılandığı ifade edilerek şöyle deniyordu: ‘Muazzam Osmanlı kitlesinin en metin ve sarsılmaz, kale gibi direnci olan Kürtler her şeyden evvel İslam’dır. Ve ikinci olarak Osmanlıdır ve en sonra Kürt’tür. Muhteşem Osmanlı ailesinin ve şu İslam kardeşliği toplumunun en fedakar ve en bağlı ve en uyumlu bir uzvu olan Kürtlerin bu beraberlikten zerre kadar ayrılmamaları onların gayesi ve emelidir. Kürtler Osmanlı idaresinin adil ve ulvi egemenliğine katlıma onuruna sahip oldukları günden beri hiçbir ihanet eseri göstermemiştir ve ebediyen de göstermeyecektir… Dünyada hiçbir kuvvet tasavvur edilemez ki Kürtlük ile Osmanlılık arasındaki bu kadim ve tarihi uyumu kaldırmaya ve yok etmeye muvaffak olabilsin. Çünkü Osmanlılık Kürtlüğü, Kürtlük de Osmanlılığı nefsinde toplamış ve yekdiğerine mutlak bir bağ ile bağlanmıştır. Bu itibarla bütün Kürtler iman etmişlerdir ki, Osmanlılığın temiz hayatı ve istikbali parçalanıp yok olursa Kürtlük de yok olur..’

23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanan TBMM de anasırı İslam birliğiyle kurulmuştu. Mustafa Kemal Paşa  1 Mayıs 1923 tarihinde meclis oturumunda yaptığı meşhur konuşmasında Milli Mücadele hareketinin kimlere dayandığını ve nasıl bir anlayış içinde olduğunu şu açık ifadelerle anlatacaktı:  Efendiler burada maksudolan ve Meclisi Âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürd değildir, yalnız Lâz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasırı islâmiyedir, samimî bir mecmuadır. Binaenaleyh, bu Heyeti Aliyenin temsil ettiği, hukukunu, hayatını, şeref ve şanını kurtarmak için azmettiğimiz emeller, yalnız bir unsuru İslama münhasır değildir. Anasırı islâmiyeden mürekkep bir kitleye aittir. Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan, hudut meselesi tâyin ve tesbit edilirken, hududu Millîmiz İskenderun'un Cenubundan geçer, Şarka doğru uzanarak Musul'u, Süleynıaniye'yi, Kerkük'ü ihtiva eder. İşte hududu millîmiz budur dedik! Halbuki Kerkük Şimalinde Türk olduğu gibi Kürd de vardır. Biz onları tefrik etmedik. Binaenaleyh, muhafaza ve müdafaasiyle iştigal ettiğimiz millet bittabiî bir unsurdan ibaret değildir. Muhtelif anasırı islâmiyeden mürekkeptir. Bu mecmuayı teşkil eden her bir unsuru islâm, bizim kardeşimiz ve menafii tamamiyle müşterek olan vatandaşımızdır ve yine kabul ettiğimiz esasatın ilk satırlarında bu muhtelif anasırı islâmiye ki: Vatandaştırlar, yekdiğerine karşı hürmeti mütekabile ile riayetkardırlar ve yekdiğerinin her türlü hukukuna, ırki, içtimai, coğrafi hukukuna daima riayetkar olduğunu tekrar ve teyidettik ve cümlemiz bugün samimiyetle kabul ettik. Binaenaleyh, menafiimiz müteşerektir. Tahlisine azmettiğimiz vahdet, yalnız Türk, yalnız Çerkes değil, hepsinden memzuç bir unsuru islamdır.

Kaynaklar :

Abdülhaluk Çay ve Yaşar Kalafat, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kuva-yı Milliye Hareketleri

Taha Akyol, Ama Hangi Atatürk

Sivas Kongresi Tutanakları

TBMM Tutanakları

 

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2018, 19:20
banner53
YORUM EKLE

banner39