banner15

Lozan'da Musul tartışmaları

'Curzon, Kürtlerin ne düşüncede olduğunu anlamak istiyorsa, bir gün için Musul’daki uçak ve askerlerini çeksin ya da kamuoyuna başvursun. Görsün ki ahali onları mı, bizi mi istiyor? '

Lozan'da Musul tartışmaları

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918’de imzalandığında, askeri harekâta ait kaynaklarda geçen bilgilere göre; Ali İhsan (Sabis) Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun kontrolünde bulunan Musul şehri, devletler hukuku kurallarına ve mütareke şartlarına aykırı olarak ateşkes hattını geçen İngiliz birlikleri tarafından 8 Kasım’da işgal edildi. İngilizlerin bir emrivaki ile gerçekleştirdikleri bu hareket, Türkiye kamuoyu tarafından hiçbir zaman kabul edilmedi ve vatan topraklarının bir parçası olarak görülen Musul Vilayeti, Lozan Barış Konferansı’nda da şiddetle savunuldu.

 

20 Kasım 1922 günü toplanan barış konferansında Türkiye’nin Irak sınırını çizecek olan “Musul Meselesi”, altı gün sonraki oturumda gündeme geldi. Bu süreçte ülkeyi temsil eden İsmet Paşa başkanlığındaki Büyük Millet Meclisi heyetinin tezi; 146.000 Türk, 263.000 Kürt, 43.000 Arap ve 31.000 gayrimüslimin bulunduğu ve çoğunlukla Müslümanların yaşadığı bölgenin, Türkiye’den yana tavır alacağı düşüncesinden hareketle referanduma gidilmesi yönündeydi. Misak-ı Milli’nin ve vatanın bir parçası olarak görülen Musul Vilayeti’nin terk edilemeyeceğinin etnografik, siyasi, tarihi, coğrafi, ekonomik ve askeri nedenlerini sıralayan İsmet Paşa, Türklerle Kürtlerin öz yurdu olan Musul’un kaderinin de, İzmir’in, Doğu Trakya’nın İstanbul’un, Adana’nın, Urfa’nın, Antep’in kaderiyle aynı olduğunu ve Türkiye’ye verilmesinin doğal ve mantığa uygun bir davranış olacağını açıkladı.

O dönemki görüşlerine göre İsmet Paşa, İngiliz Temsilci Heyeti’nin, Kürtlerle Türklerin birlikte yaşamak istemedikleri iddiasını da ret ederek: “Gerçekten yüzyıllardır bu iki halk soy, inanç, özlem ve töre bakımından olduğu kadar, gelenek ve görenek bakımından da ortak bağlarla birleşmiş olarak tam bir uyum içinde yaşamaktadırlar… Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de Hükümetidir; Çünkü Kürtlerin gerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisi’ne girmiştir ve Türklerin temsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin hükümetine ve yönetimine katılmaktadırlar. Kürt halkı ve yukarıda belirtilen temsilcileri , Musul Vilayeti’nde oturan kardeşlerinin Anayurttan ayrılmalarına razı değillerdir; böyle bir ayrılmaya engel olmak için bütün fedakarlıklara katlanmaya hazırlardır…Türk Temsilci Heyeti…yurdun kurtuluşu için Kürt halkının yaptığı hizmetleri ve katlandığı fedakarlıkları saygı ve hayranlıkla belirttiklerini söylemeyi bir ödev bilmektedir…yurttaşlık haklarını ve yetkilerini kapsamayacak olan ve sözde özerk bölgelerin haklarına tanınacağı söylenen haklar, Kürt soyu gibi üstün bir soyu hiç tatmin etmeyecektir. …İngiltere’nin Musul’a ve Irak’a el koymasını haklı göstermek için öne sürülen fetih hakkının, bu yüzyılda hiçbir değeri yoktur…” şeklinde konuştu.

Buna karşın bölgeyi, zengin petrol kaynakları, geçiş yolları üzerinde bulunan konumu nedeniyle işgal eden ve hak iddia eden İngiltere, asıl emellerini gizleyerek tezini, Musul’daki nüfus ve şehrin Irak için önemi argümanlarına dayayarak referanduma karşı çıktı. Lozan görüşmelerinde söz alan Lord Curzon’un, konuşmasını Kürtçülük konusuna getirerek: “İsmet Paşa, Ankara Parlamentosu’nda birçok Kürt milletvekili olduğunu söylemiştir. Olabilir; fakat parlamentoda güney Kürdistan’dan tek bir Kürt milletvekili olduğunu ciddi olarak iddia etmekte midir? Herhangi bir zaman, Süleymaniye’den tek bir milletvekili çıkmış mıdır?  Anakara’nın Kürt milletvekillerine gelince, onların nasıl seçilmiş olduklarını kendi kendime sormaktayım. Halkoyu ile seçilmiş tek milletvekili var mıdır? Bütün bu insanların doğrudan doğruya atanmış oldukları ve bunlar arasında n birtakımının  dil bilmedikleri için, Meclisin  çalışmalarına katılmadıkları herkesçe bilinmektedir

 

Bu referandumu isteyen Ankara’dır; Kürtler hiçbir zaman referandum istememişlerdir. Bu zavallı halk, bunun ne anlama geldiğini de bilmemektedir… Kürtlerden çoğunluğun ve Araplardan büyük kısmının okuma yazması yoktur. Nasıl oy verileceğini bilemeyeceklerdir; çünkü bütün ömürleri boyunca hiçbir seçim sandığı görmemişlerdir; böyle bir sandık gördükleri zaman bunları kaldırıp insanın başına atmaları beklenebilir” gibi Meşrutiyet seçimleri ve sandık tecrübesine sahip Müslüman halkların zekâsıyla alay eder ve aşağılarcasına kullandığı sözleri Türkiye’de vekilleri ayağa kaldırdı ve Mecliste Lord Curzon’a karşı bir nefret dalgası yükseldi.

  

“Yusuf Ziya Bey (Bitlis)-Lozan Sulh Konferansında esnay-i müzakeratta İngilizlerin Baş murahhasları Lord Curzon bizlere evet Kürd arkadaşlarınıza tecavüz, taarruz, hakaret ediyor. Ve buna maatteessüf murahhaslarımız lâzımı veçhile cevap vermemişler. Müsaade-i aliyenizle bu kürsüden Lord Curzon'a cevap vermek istiyorum… Lord Curzon Kürdistan’dan gelen mebuslar Mustafa Kemal Paşa tarafından tayin edilmiştir diyor. Kürd arkadaşlarınız için cahil ve Kürdleri temsil etmiyor diyor. Cehaletin manası eğer İngiliz siyasetine uymamak ise biz itiraf ederiz ki: Cahiliz. Cehalet İngilizlerin senelerden beri ilkaat ve ifsadatına kapılmamak demekse biz itiraf ederiz ki cahiliz. Arkadaşlar burada, Millet Meclisi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın tâyin ettiği mebuslar, uşaklar yoktur.  Burada büyük bir milletin vekilleri vardır, öyle bir milletin ki, senelerden beri İngilizler bütün mevcudiyetleriyle bütün varlıklarıyla onları ifsada çalıştığı halde yine onlar Lord Curzonların ifsadatını dinlememiştir ve onlar, âtisini müdrik bir milletin vekilleridirler Arkadaşlar, Kürt vatandaşlar, bütün kanaatlerini bir umdede topladılar, o umde, o gaye ise Türklerle tevhid-i mukadderat. Çünkü mevcudiyet, çünkü varlık, çünkü esaretten kurtulmak bu umdeye muhavveldir. Arkadaşlar; eğer Lord Curzonlar Kürdlerin hak ve hukukundan bundan on beş sene evvel bahsetseydiler korkarım ki, bir tesir bırakır, bâzı dimağları ifsad edebilirlerdi. Fakat Kürdler, Kürd münevverleri Arnavutluk’un akıbetini görüp dururken Irak’ın, Suriye’nin akıbetini görüp dururken, İrlanda’nın saday-ı matemini işitirken hiçbir akıbete, hiç iğfalâta doğru gidemezler. Hiçbir gaye gütmezler. O sadalar, o yalancı sesler hiçbir kimseyi iğfal edemez ve mücerret kendi kendilerini aldatırlar… Milletin biz vekilleri Lord Curzon’a bağırıyoruz ki; biz Kürdistan’ın hakiki vekilleriyiz. Senden ve senin siyasetinden Musul’u istiyoruz ve alacağız!..

 

Hacı İlyas Efendi (Muş)-... Kendi çıkarını Türk’ün kurtu­luşunda bulan Kürtler, mutluluğu da Türklerle Kürtün birliğinde bilirler.

 

Mazhar Müfit Bey (Hakkâri)- Lord Curzon, Kürtler’in aslında Turanlı yani Türklerin amcaoğlu olduklarını ve bugüne kadar Türklerle beraber yaşadıklarını, memleketin felaketleri­ne birlikte katlandıklarını bilmiyor mu? Curzon, Kürtlerin ne düşüncede olduğunu anlamak istiyorsa, bir gün için Musul’daki uçak ve askerlerini çeksin ya da kamuoyuna başvursun. Görsün ki ahali onları mı, bizi mi istiyor?

Rauf Bey (Başbakan)- Lord Curzon, Musul bölgesinin çoğunluğunun Kürt olduğunu söylüyor. Zaten bizde onun için Musul’u istiyoruz. Burası Arap yurdudur, dese idi, tartışma ola­bilirdi. Fakat çoğunluğu hangisinde olursa olsun Türk ve Kürt vatanı olduğunu söylediğine göre bize verilmesi gerekir.” Şeklinde konuşmuşlardı.

 

Kaynaklar: Zekeriya Türkmen, Musul Meselesi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2011. Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, c. I, Ankara, 2006. TBMM Zabıt Ceridesi. H. Bülent Demirbaş, Musul Kerkük Olayı, İstanbul, 1995.

Güncelleme Tarihi: 13 Haziran 2014, 09:23
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48