banner15

Ortadoğu'da bir çıkar mücadelesi: Kuveyt'in işgali ve Körfez Savaşı

Petrol rezervlerinin %60’tan fazlasının bulunduğu Ortadoğu bölgesinde ve Kuveyt’te kontrolü kaybetmek istemeyen, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı güçler işgale seyirci kalmadılar.

Ortadoğu'da bir çıkar mücadelesi: Kuveyt'in işgali ve Körfez Savaşı

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası 

24 yıl önce dünyanın en zengin petrol ülkelerinden biri olan“Kuveyt”, kurulduğu günden itibaren bu ülke üzerinde hak iddia eden “Irak” tarafından işgal edildi. 1990 Ağustos’unda gerçekleşen bu işgalin dayandırıldığı tarihsel temel ise; Kuveyt’in özerk olmakla birlikte Osmanlı İmparatorluğu döneminde Basra Vilayeti’ne bağlı bir kaza şeklinde yönetilmesiydi.

Dolayısıyla bu bölgenin kendisine ait olması gerektiğini savunan Baas’ın da içerisinde yer aldığı Irak Hükümeti, 1963’te Kuveyt’i resmen tanımakla birlikte, tarihi hak iddialarını farklı zamanlarda gündeme getirmeye devam etti. Bu iddialar, neticede işgale kadar vardı ve 800.000’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, 1988’de sona eren “Irak-İran Savaşı”ndan sadece iki yıl sonra Ortadoğu’da yeni bir kriz patlak verdi.

 Basra Körfezi ile bölgede nüfuzunu arttırmak ve petrol kaynaklarını kontrol altına almak isteyen Irak Lideri Saddam Hüseyin, ülkesinde artan enflasyon, işsizlik ve adaletsiz gelir dağılımına rağmen, emperyalizm ve İsrail karşıtı söylemleriyle popülaritesini korumaya çalıştı. Diğer yandan da diktatörlüğünü sağlamlaştırmaya ve silahlanmaya devam etti. Hedefinde “Irak’a ait olan, “Rumeyla Bölgesi”nden, 1980’den beri petrol çıkaran ve bu suretle de ülkesini 2.4 milyar dolar zarara sokan “Kuveyt” vardı. Ayrıca paraya ihtiyaç duymaktaydı ve petrol üretiminin kısılarak fiyatların yükseltilmesini talep etmekteydi. Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e karşı düşmanlığını pekiştiren nedenlerden biri de bir “yardım-borç” anlaşmazlığı idi.

 İran’a karşı Arap dünyasının çıkarlarını savunmak iddiasıyla harbe atılan Irak, bu savaş sırasında dışarıya 80 milyar dolar kadar borçlandı. Bunun 30-40 milyar doları Kuveyt ile Suudi Arabistan’a idi. Saddam Hüseyin’e göre, bu iki devlet, bu paraları “yardım” olarak verdikleri halde, sonradan “borç” haline getirmişlerdi. Irak’ın çıkarları ve haklarını korumak adına harekete geçen Saddam Hüseyin, arabuluculuk çabalarına rağmen ABD ile de çatışmayı da göze alarak, Kuveyt’in işgali emrini verdi. Uçaklar ve zırhlı tümenlerle desteklenen Irak kuvvetleri, 1 Ağustos’tan itibaren bölgeye girdi.” İki gün içerisinde tamamlanan ve yedi ay sürecek olan Kuveyt işgali sonrasında Saddam Hüseyin, 8 Ağustos 1990’da ilhak kararını açıkladı ve 28 Ağustos’a gelindiğinde Kuveyt’in Irak’ın on dokuzuncu ili olduğunu ilan etti.

 Irak’ın ilhak ve işgal hareketi, bütün dünyanın dikkatini bir kez daha bölgeye çekti. Petrol rezervlerinin %60’tan fazlasının bulunduğu Ortadoğu bölgesinde ve Kuveyt’te kontrolü kaybetmek istemeyen, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı güçler işgale seyirci kalmadılar. Hemen toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, uluslararası “barış” ve “düzeni” bozduğu tespit edilen Irak’ın kayıtsız-şartsız Kuveyt’ten çekilmesi kararını aldı. Bunu ambargo uygulamaları ve ABD’nin başını çektiği uluslararası askeri harekat (Körfez Savaşı) takip etti. 16-17 Ocak akşamı başlayan hava bombardımanı beş hafta sürdü ve 23 Şubat 1991’de başlayan kara harekâtı, Irak ordusunun yenilgisi ile sona erdi. Geri çekilmeye başlayan Irak kuvvetlerinin son hamlesi ise Kuveyt’in petrol kuyularını ateşe vermek oldu.

 27 Şubat’ta Amerikan Başkanı Bush: “Kuveyt kurtarıldı. Irak ordusu yenildi. Askeri hedeflerimize ulaştık. Kuveyt yeniden kendi kaderlerini tayin edecek olan Kuveytlilerin oldu. Bizde onlar gibi, çekilen acılar dolayısıyla aşırıya kaçmayan bir sevinç içindeyiz. Bu akşam, Kuveyt bayrağı yine özgür ve egemen bir ulusun başkentinde, Amerikan bayrağı da bu ülkedeki elçiliğimizde dalgalanıyor. Yedi ay önce Amerika ve dünya, Kuveyt’e karşı girişilen saldırının hoş görülemeyeceğini ilan ederek kuma bir çizgi çekti. Ve bu akşam, Amerika ve dünya sözlerini tuttular. Şimdi zafer sarhoşluğu ve övünme zamanı değil, gurur duyma zamanıdır. Askerlerimizle, kriz süresince yanımızda olan dostlarımızla, ülkemizle ve gücü ve kararlılığı sayesinde bu zaferin hızlı, kesin ve adil olmasını sağlayan halkımızla gurur duyma zamanı. Kısa bir süre sonra muhteşem silahlı kuvvetlerimizi Amerika’da karşılamak için kollarımızı açacağız.

 Hiçbir ülke bu zaferin kendi zaferi olduğunu ilan edemez, çünkü bu yalnızca Kuveyt’in değil, oluşturduğumuz koalisyonun tüm ortaklarının zaferidir. Bu, yasaların ve iyiliğin egemen olması için Birleşmiş Milletler’in, tüm insanlığın kazandığı bir zaferdir. Bu gece yarısı kara harekâtlarının başlamasından tam olarak yüz saat ve “Çöl Fırtınası” harekâtının başlamasından altı hafta sonra, ABD ve koalisyon kuvvetlerinin tüm saldırı harekâtlarına son vereceğini bildirmekten mutluluk duyuyorum.” Açıklamasını yaparak, Ortadoğu’da veya dünyanın herhangi bir köşesinde insan hayatı değil de “petrol” ve “çıkarlar” söz konusu olduğunda, “yasaların ve iyiliğin egemen olması için zafer kazandığını söylediği Birleşmiş Milletler’in ve uluslararası büyük güçlerin nasıl harekete geçebildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Irak’ın, Kuveyt’i işgali ve devam eden süreçte Türkiye de Irak’a karşı alınan ambargo kararına uydu ve NATO ile Amerikan askerlerinin ülkemizde üslenmesine izin verdi. Bunun yanı sıra, daha savaş öncesinde 120 bin askeri Irak sınırında tedbir amaçlı olarak konuşlandırdı ve işgal karşıtı politikalarla Kuveyt’le birlikte müttefik güçlerin yanında yer aldı.

 

Kaynaklar: Veysel Ayhan, Türkiye-Kuveyt İlişkileri: Irak İşgali Sonrası Çatışan Çıkarlar Ve Yeni İşbirliği Olanakları, Ortadoğu Analiz, c.1, sayı 6, 2009. Rifat Uçarol,Siyasi Tarih 1789-2001, İstanbul, 2008. Dia, “Irak Maddesi”, c.19, İstanbul, 1999. Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul, 2010.

Güncelleme Tarihi: 17 Ocak 2018, 00:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10

banner12