banner15

Yassıada'ya tünel kazıp Menderes'i kaçırmak istemişler!

Menderes'in yargılandığı dönemde aralarında muhabbet eden üç kişinin söyledikleri ciddiye alınarak haklarında dava açılmıştı

Yassıada'ya tünel kazıp Menderes'i kaçırmak istemişler!

Emre Gül - Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

27 Mayıs 1960'ta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerçekleştirdiği bir darbe ile Cumhurbaşkanı Celal Bayar başta olmak üzere Adnan Menderes Başbakanlığındaki hükümet görevinden alınmış, yüzlerce Demokrat Parti mensubu milletvekili de tutuklanarak Marmara Denizi'ndeki Yassıada'ya gönderilmişti. Daha sonra kararları kesin, hiçbir temyiz ve itiraz hakkı bulunmayan "Yüksek Adalet Divanı" adıyla bir cunta mahkemesi kurularak yargılamalara başlanmıştı. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Başbakan Adnan Menderes'in idamı, dört yüzden fazla sanığın hapsiyle neticelenen yargılamalar 14 Ekim 1960'ta başlamış, 5 Eylül 1961'de sona ermişti.

İşte 27 Mayıs Darbesi'nin hararetli günleri ve Yassıada Mahkemeleri devam ederken bir ihbar alınmıştı. "Eski demokratlar bir plan yapmışlar. Zeytinburnu'ndan girip Yassıada'dan çıkacaklar. Menderes'i kaçıracaklar!" O yıllarda Türkiye'de teknolojinin bile başaramayacağı deniz altından tünel kazarak Yassıada'dan mahkum kaçırma iddiasını ciddiye alan 27 Mayıs darbecileri soruşturma başlatmış, Zeytinburnu'nda tünelin giriş kapısını aramışlardı. Arkadaş meclisinde öylesine konuşulan bir cümle, büyük bir kaçırma planı olarak algılanmış ve iş orduyu lağv, Menderes'i görevine iade etme suçlamasına kadar varmıştı.

Mehmed Niyazi, "Dahiler ve Deliler" adlı kitabında mahkemeye konu olan hayali teşebbüsü ve kahramanlarını: "Hakkı Morgül, Tahsin Marmara ve şu arka sokaktaki kumarhanenin sahibi Vehbi, denizin kenarında yemek yiyorlarmış. Yassıada muhakemeleri de o günlerde cereyan ediyordu. Aralarından birisi, "Buradan tünel kazıp Menderes'i kurtararak görevine iade etsek ne iyi olur" demiş. Bunu duyan birisi de ihbar etmiş olmalı ki ertesi gün tutuklandılar. Aylarca yattıktan sonra mahkemeye çıkarıldılar. Biz de dinlemeye gittik. Savcı, bunların tünel kazıp, Menderes'i hücresinden kaçıracakları, orduyu da lağv edip onu tekrar başbakanlık koltuğuna oturtacaklarını ayrıntılarıyla anlattı. Mahkeme reisi Hakkı Morgül'e döndü: "Savcı Bey'in iddialarına ne diyorsun?". Hakkı, gayet masum bir şekilde "Bunları Ben mi yapacaktım?" diye sordu. Reis net cevap verdi: "Evet, Savcı Bey öyle söylüyor." Bunun üzerine aynı masumiyetle bir soru yöneltti: "Hakim Bey, bir deniz mili kaç metredir?" Reis başını sağa sola salladıktan sonra, "Emin değilim, ama aklımda kaldığına göre 1852 metredir" dedi. Hakkı Morgül'ün yüzü kesinlikle renk vermiyordu. "Bizim bu konuşmayı yaptığımız yerden Yassıada'ya kaç mil var?" Reis hiç düşünmedi. "Herhalde kırk mil vardır." Hakkı Morgül, aynı tavrını sürdürüyordu. "Kırk mil ile 1852 metreyi çarparsak yaklaşık yetmiş dört kilometre eder. Buradan tünel kazıp yetmiş dört kilometre ötedeki bir hücreden çıkacağız. Hem de denizin altından geçerek. Bunu ben değil Amerika'nın tekniği yapabilir mi? Amerika yapamayıp ben yapacağıma göre sizin beni mahkum etmeyip ödüllendirmeniz gerekmez mi? Gelelim ordunun lağvı meselesine. Ben orduyu lağv edebileceğime göre, demek ki ondan kuvvetliyim. O zaman bu orduya hiç masraf etmeyin, terhis edin gitsin. Ülkemizin bir bölümünü Rusya mı işgal etti, beni çağıracaksınız "Gel Hakkı, şu Rus'u perişan et!" diyeceksiniz. Ben de vurup onu dağıtacağım. Ardından Edirne'yi Bulgaristan mı zapt etti, "Gel Hakkı, Bulgarların hesabını gör!" diyeceksiniz. Ben de onu anasından doğduğuna pişman edeceğim. Sonra Yunan mı memleketimizin bir bölgesine girdi, beni çağıracaksınız, "Gel Hakkı Yunan'a haddini bildir!" Ben de ona öyle bir yumruk indireceğim ki Atina'da aklı başına gelmeyecek." Şeklinde anlatırken Hakkı Morgül ise Mehmed Niyazi'nin anlattığı bu olayı yıllar sonra Yeni Şafak Gazetesi'ne verdiği röportajda:

"Bir ihtilal olmuştu. Rahmetli Menderes hapiste. Kimse yerinden kıpırdamıyor. Ben Menderes hayranı olarak biliniyorum. Canım sıkılıyor. Memlekete hizmet etmiş bir devlet adamının hapsedilmesine karşı hiçbir tepki çıkmaması üzdü beni. Arkadaşlarla zaman zaman bir araya gelir, şöyle yaparız böyle yaparız cinsinden muhabbetlerimiz oldu. Bu arkadaşlardan biri, annemin bir akrabası. İzmit'te bir sinemacı yanına alıyor bunu. Adam koyu CHP'li. Teşkilat başkanlığı mı yapıyormuş ne. Ona anlatıyor konuştuklarımızı. Beni ihtilal yapıyorum diye söylemiş. Sinemacı da hemen gidip polise anlatıyor duyduklarını. İhtilal havası hakim her yerde. Gelip beni aldılar evden. Ortada hiçbir şey yok aslında.

Balmumcu'da askerler bize karşı iyi davrandılar. Kötü bir muamele görmedim. Mahkemeye çıkardılar beni. Hakim bana, "Yenikapı'dan tünel kazıp Yassıada'da yatan Menderes'i kurtaracakmışsınız. Öyle mi?" dedi. Beni ihbar eden de 7 tane Malatyalı şahit getirmiş. Onlar da öyle söylüyor. Ben de hakime "Efendim' dedim, "Bu adamın üstündeki elbiseleri bile ben aldım. Şahitlerin hepsi Malatyalı, işbirliği yapıyorlar, Karadenizli olsa neyse ne" dedim. Sonra dedim ki, "Hakim bey, deniz altından tünel kazmayı Amerikalılar İngilizler bile başaramadı. Ben böyle bir adamsam bana madalya takmanız gerekirdi. Bunun yerine beni hapse atıyorsunuz. Olur mu hiç?" dedim. Hakimler de güldü. 1 sene ceza aldım. Yatıp çıktık. O ihbarcı adam sonradan kötü durumlara düştü, perişan oldu. Rahmetli eşim bana söyledi, ona yardım ettim, iş açtım. Çengelköy'de bir kahvehane açtım kendisine." Sözleriyle anlatmıştı.

Kaynaklar:

Mehmed Niyazi, Dahiler ve Deliler, İstanbul, 2011.
Milliyet Gazetesi, 7, 22 Şubat 1962, 7 Haziran 1962.
Yeni Şafak Gazetesi, 3 Haziran 2002.

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2013, 15:08
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35