banner15

Yeni Osmanlılar ve Hürriyet Gazetesi

Yeni Osmanlılar Meşrutiyetten fayda beklerken Osmanlı toplum yapısını layıkıyla bilmediklerinin farkında değillerdi

Yeni Osmanlılar ve Hürriyet Gazetesi

Doç.Dr. Ebubekir Sofuoğlu-Dünya Bülteni/Tarih Dosyası

Aydınlar, cemiyetlerin ileriyi gören ferasetli gözleri olarak düşünülürler. İçinde bulundukları cemiyetlerin gelecekleri hakkındaki düşünceleri, cemiyetleri geleceğe hazır halde tutarlar. Bu çerçevede aydınlar gelecekle ilgili düşünceleri ve kurguları ile bir yarışın var olduğu izlenimini veren Dünya güçler arenasında cemiyetlerine zaman kaybı yaşatmamış olurlar. Yani, bugün yaşanılanlar, aydınların geçmişteki düşünceleri, kurguları, öngörüleri idiler.

 Her cemiyetin aydınlarının bu fonksiyonları icra etmesinin beklendiği gibi, Osmanlı Aydınları’ndan, Türk Aydınları’ndan da bu fonksiyonlar beklenirdi. Belli ölçülerde Osmanlı ve Türk Aydınları, bu beklenilen fonksiyonları icra etmişlerdir de. Bu noktada Osmanlı Modernleşmesi başta olmak üzere, yenileşme hareketlerinin başladığı dönemlerden itibaren Osmanlı toplumuna yeni ufuklar kazandırmaya çalışmışlardı. Bu çerçevede Defterdar Sarı Mehmet Paşa’dan Koçi Bey’e, Kınalızade’den Ömer Talib’e tüm aydınlar Osmanlı Devleti’ne yol çizmeye, karşısına çıkacak tehlikeler hususunda onu hazırlıklı olmaya çağırmışlardı. Bu uyarılar hususunda, bu uyarıların isabetli olup-olmadığı, devletin bunları dikkate alıp-almadığı değerlendirmelerinin yanı sıra son dönemler sayılabilecek Meşrutiyet dönemi aydınları da devlete bazı uyarılarda, hatırlatmalarda bulunmuşlardı.

 Yaşadıkları dönem itibariyle bir bakıma, Tanzimat dönemi aydını da denilebilecek Meşrutiyetçi aydınlar, Devleti içine düştüğü gerilemeden-inkırazdan kurtarmak için o zamana kadar öne sunulan ıslahat çarelerine ilaveten yeni bir ıslahat teklifi ile öne çıkıyorlardı. Onlara göre, Meşruti idare tarzının devlet yönetiminde uygulanması olarak özetlenebilecek bu ıslahat önerisi ile devlet içine düştüğü bunalımdan kurtulacaktı. Meşrutiyetçi aydınlar, kendilerine kadar uygulamaya konulan ıslahatların başarılı olamamalarının hatta ıslahat tekliflerinin ortaya atılmasına neden olacak devletin inkırazının ortak nedeni: Devletin kanunlarından tavizlerin verilmesi ve ıslahat tekliflerinin uygulanamaması, onların ihlal edilmesi idi. Onlara göre kanunlardan verilen bu tavizler olmasa, kanunlar ve ıslahat teklifleri uygulanma şansı bulsa, devlet inkırazdan kurtulabilecekti.

 Meşrutiyetçi aydınlar, kanunlara uygulanma şansı kazandırabilecek olan meşruti idare ile ayrıca, yine devletin başına problemler açan, yabancı devletlerin müdahalelerinin son bulması, bürokrasinin canlılık kazanması, Osmanlı’dan bağımsızlık türü hareketlerin son bulması, halkın devlete olan soğukluğunun giderilmesi gibi problemlere de çare bulunulacağını düşünüyorlardı. Aslında “Yeni Osmanlılar” ismiyle de bilinen Ali Suavi, İbrahim Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi Meşrutiyetçi aydınlar meşruti idare ile halkın yönetime katılmasının sağlanması ile yönetime dinamizm gelecek ve bir kontrol mekanizması tesis edilmiş olacaktı. Bu çerçevede, Devletin bozulmaya yüz tutmasının da, daha önce uygulanma şansı bulamayan ıslahat hareketlerinin başarılı olamamasının da ortak nedeni kontrol mekanizmasının olmaması idi. Aslında kontrol mekanizmasını sağlayan teftiş sistemi Osmanlı Devleti’nde yok değildi. Var olan bu teftiş sisteminin başarılı olamamasının nedeni, bu sistemin de layıkıyla uygulanamaması-ihlal edilmesi idi. Çünkü ihlali yapan da ve bu ihlali teftiş edecek olan da memur olduğu için, kontrol beklenen kurumda, kontrol vazifesi uygulanmayarak yeni bir ihlalle karşılaşılmasına yol açılıyordu.

 Bunun için ihlali yapanla, kontrolü yapan kişilerin aynı sıfatta kişiler olmaması veya diğer bir ifadeyle ihlali yapanı kontrol edecek konuma, o ihlalden mağdur olacak olan kişinin getirilmesi gerekiyordu. Böylece ihlali yapacak olan memura, bu ihlalden mağdur olacak kişi taviz vermeyecek ve bu otokontrol sistemi içinde devletin kanunları ihlal edilmeyecek, böylece de devlet sistemine dinamizm gelecekti. Meşruti idareyle de, kontrol mekanizmasına halkın vekili sıfatıyla seçilmiş vekiller gelecek ve bu anlamda ihlalden mağdur olacak olan ve bu muhtemel mağduriyetten dolayı asla bu ihlale göz yummayacak olan halk gelmiş olacaktı.

 Öte yandan 1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasından beri başta Rusya olmak üzere yabancı güçler Osmanlı’nın içişlerine müdahale ediyor, devleti kendi aleyhine tavizlere zorluyordu. Bu tür müdahalelere karşılık Yeni Osmanlılar da, büyük devletlerin, Osmanlı vatandaşları olan hristiyanların haklarını koruma bahanesiyle, onları, nihayetinde bağımsızlığa götürecek imtiyazlar koparması ile devletin büyük oranda güç kaybına uğradığını iddia ediyorlar, bunun önlenmesi için de meşruti idareyi bir de bu açıdan, bir çare olarak düşünüyorlardı. Onlara göre, meşruti ile temsilcilerini meclise vekil olarak gönderen gayrimüslimler, haklarını vekilleri vasıtasıyla arayabilecekler ve böylece gayrimüslimlerin hakları ihlal ediliyor bahanesiyle büyük devletler Osmanlı Devletinin içişlerine karışamayacaklar, bunu gayrimüslimler lehinde lüzumundan fazla, hatta onları bağımsızlığa götürecek kadar kullanayamayacaklardı. Hatta meşruti idarenin tesisi ile yabancı müdahalesinin son bulacağı gibi, yine gayrimüslimlerin hakları ihlal ediliyor bahanesi ile silaha sarılan, özellikle Bulgar ve Makedon çetelerinin silah bırakacağına bile inanıyorlardı. Buna göre meşruti idarenin tesisi ile gayrimüslimler, vekilleri vasıtasıyla haklarını alacaklar, ve böylece silahlı çete faaliyetlerine bile gerek kalmayacaktı. Yine bu çerçevede meşruti idarenin tesisi ile Müslüman ahali de meclise vekillerini gönderecek, merkezdeki en alt düzeyden en üst düzeye kadar memurlar ve taşradaki ayan, eşraf, ağa, mütesellim gibi ileri gelenler ve taşradaki memurlar halkın haklarını ihlal edemeyecek ve böylece de tüm Müslüman halklar da küs olmayacak ve devletine bağlanacaktı. Yeni Osmanlılar, meşruti idarenin tesisi ile bu faydaların oluşacağına gerçekten inanıyorlardı.

 Yeni Osmanlılar, meşruti idareden bu faydaları beklerken, Osmanlı toplumunun yapısını layıkıyla bilmediklerinin farkında değillerdi. Meşruti idarenin diğer faydaları bir yana, dış müdahale ve terörizme bile bir son vereceğine duyulan inanç, biraz fazla iyi niyet taşıyor gibiydi. Çünkü bu beklentiler, meşruti idareyle gerçekleşmediği gibi daha kötü sonuçlara bile yol açmıştı.

 Mithat Paşa’nın savaş taraftarlığına karşılık tahta yeni geçen Abdülhamit’in savaşa karşı olması savaşı önleyemeyince, savaş kararı meşruti idare altında oluşturulan olağanüstü bir mecliste görüşülmüş[1] ve 93 Harbi’ne(1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı) karar verilmişti. Halbuki meşruti idare olmasaydı, Osmanlıya çok ağır maliyetler veren bu savaş vuku bulmayacaktı. Çünkü tahta henüz çıktığı o zamanlarda, bugünkü popüler ifadeyle iktidar olan fakat muktedir olamayan Padişah ve bürokratları savaşa karşı iken, başta Sadrazam Mithat Paşa olmak üzere, o zamanın gerçek muktedirleri olan meşrutiyetçiler, savaş taraftarı idiler. İşte I. Meşrutiyet’i Osmanlı’ya kabul ettiren Meşrutiyetçiler, Devleti Osmanlı-Rus savaşına sokmakla Romanya, Sırbistan, Karadağ gibi büyük toprak parçalarının kopmasına, Balkanlardaki diğer toprak parçalarının özerk yapı kazanmasına, Ermeni meselesinin ilk defa resmi bir anlaşmaya konu olmasına yol açmış oluyorlardı. Bu problemler sanki yaşanmamış gibi, Osmanlı’nın başına böyle bir gaileyi açan I.Meşrutiyet’ten sonra, II.Meşrutiyet’le ise  Bulgaristan, Doğu Rumeli, Bosna-Hersek, Girit, Kıbrıs gibi çok önemli toprak parçaları kaybedilerek devletin başına bir başka büyük problem açılmış oluyordu.

 Yani II. Meşrutiyet’in sadece ilanıyla, ne, büyük devletlerin müdahaleleri ne, terörizm faaliyetleri bitiyor, tam tersine sadece bir rejim değişikliği ile devlet, herhangi bir savaş yapılmadan, tek bir kurşun bile atılmaksızın çok büyük toprak parçaları kaybediliyordu. Devletin problemlerine çözüm olarak düşünülen meşrutiyet, devletin felaketi haline dönüşmekle belki de dünya tarihinin bir trajikomik ilk olayı haline geliyordu. Yine Osmanlı’nın yıkılması ile sonuçlanan I. Dünya savaşına dahil olma süreci de Meşruti idarenin bir sonucu olan İttihat Terakki iktidarının ferasetsiz ve diktatörce adımları sonucu gerçekleşmişti.

 İşte bu olaylar Yeni Osmanlılar’ın geleceği kestiremeyen ferasetsizlikleri olarak değerlendirilmelidir. Bir aydın, öne sürdüğü yeniliğin devlete fayda veya zarar verebileceğini önceden kestirebilmelidir. Hele hele aydının öne sürdüğü fikre karşı, fikirler var ise ve aydın buna rağmen ferasetsizliğini sürdürüyorsa, o zaman bu aydının kabahati iki katına çıkmış olur. Çünkü Abdülhamit ve onun bürokratları, temelde meşrutiyete karşı çıkmıyorlar, sadece, devletin içinde bulunduğu o konjonktürün, buna uygun olmadığına inanıyorlar ve bu hususta meşrutiyetçileri ikna etmeye çalışıyorlardı.

 Hatta I. Meşrutiyet’in ilanı sırasında İstanbul’da toplanan ve tarihte 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus(1877-78) savaşını önlemek için bir araya gelen Büyükelçiler konferansında, meşruti idareye geçilmesi kutlamaları sırasında top sesleri işitildiği zaman dışişleri bakanı Saffet Paşa, artık meşruti idareye geçildiği ve böylece gayri müslimlerin haklarının artık meşruti idare ile garanti altına alındığı ve sonuç olarak gayri müslimlerin haklarını korumak için oluşturulan bu toplantıya gerek kalmadığına dair beyanı karşısında, büyükelçiler bu ifadeyi “Şark kurnazlığı” olarak değerlendirmişler ve ciddiye bile almadan konferansa devam etmişlerdi. Halbuki meşrutiyeti formüle eden, bu hususta 10’larca yıl, belki de 10.000’lerce sayfa yazılar kaleme alan, konuşmalar yaparak halkı ikna etmeye çalışan Yeni Osmanlılar’a göre meşruti idare ile başta yaklaşmakta olan 93 harbi dahil tüm yabancı müdahale son bulacak, Avrupa kamuoyu kazanılmış olacaktı. İşte I. Meşrutiyetin henüz ilan edildiği o zamanda bile, Avrupa kamuoyunun kazanılamadığı ve Osmanlı-Rus savaşının önlenemediği ve böylece de yabancı müdahalesinin son bulmayacağı görülmüş ancak Yeni Osmanlılar ve daha sonra da Jöntürk’ler meşruti idare tesisi inançlarından ve inatlarından vazgeçmemişlerdi.

 Bunlar ifade edilirken burada, Demokrasi tarihinin bir aşaması olarak değerlendirilesi gereken Meşruti idarenin bizatihi kendisine karşı çıkılmamaktadır. Bu noktada itiraz edilen tek şey, Meşruti İdare tesisinin zamanlamasına ve bu idare tesisi sürecinin tamamlanmadan ilan edilmesinedir. Fransız ihtilali fikirlerinin çok uluslu imparatorlukları erittiği, çökerttiği dönemde, yine bir çok uluslu yapı olan Osmanlı İmparatorluğu’na Meşruti idareyi monte etmek yıkıcı bir etki yapacaktır ve zaten de öyle olmuştur. II. Meşrutiyetin ilanından(1908) altı yıl sonra devlet I. Dünya savaşına girmiş ve yıkılmıştır. Demokrasi tarihinin bir aşaması olarak değerlendirilen I., hatta II. Meşrutiyet idarecilerinin bizzat kendileri, Demokrasi iddiası ile ortaya atıldıktan sonra 1913’te gerçekleştirmiş oldukları BÂB-I ÂLİ baskını ile o dönemdeki demokratik idareyi darbe ile görevden almalarıyla, bizzat kendileri demokrasiyi uygulamadan kaldırmış oluyorlardı. Yıllarca II. Abdülhamit’i istibdatla suçlarken, kendilerinin, demokrasiyi darbe ile yürürlükten kaldırmaları, II. Meşrutiyet idaresinin zamanlama ve ekibinin ne kadar yanlış olduğunun bir başka göstergesiydi. Burada itiraz buna yapılmaktadır. Yoksa Demokrasi tarihinin birer aşamaları olan I. ve II. Meşruti idarelerinin bizatihi kendilerine bir itiraz yapılmamaktadır.

 O halde aydının fonksiyonu ne olmalıdır. Bu şekillerde I. ve II. Meşruti idarelerinin sonucu büyük problemlerin yaşanacağını önceden kestirebilmek zorunda değiller miydi? Sıradan sayılabilecek insanlar gibi, bu felaketleri eğer kestiremiyorlarsa, onlara aydın denmeye devam mı edilmeliydi? Devletin başına gelebilecek bu problemleri, beceriksiz bir şekilde kestiremiyorlarsa, I. Meşrutiyetin ilanı ile devletin başını bir gaile olan Osmanlı-Rus savaşına devleti sokan Meşruti idarenin öngörüsüzlüğü bu kadar çabuk mu unutulmalıydı? Bu beladan örnek alınmamalı mıydı? Bir aydın olmaları hasebiyle, yine de bir ferasetsizlik içindelerse de I. Meşrutiyet’le bu gaileyi gördükten sonra, II. Meşrutiyet ısrarından en azından konjonktür gereği, vazgeçmeleri gerekmiyor muydu?

 Sonuç olarak Meşrutiyetçi aydınlar maalesef kifayetsiz, öngörüsüz, yeterince ve etraflıca tartışılmadan, tartışılması Osmanlı geneline yayılmamış, hatta belli bölgelerde pilot uygulaması bile yapılmamış, adeta, sadece Abdülhamit muhalifliği merkezinde devletin dertlerine çare olarak sunmuş oldukları Meşruti idare, devletin başına bela olmuştu. Bu aydınlardan daha fazlası da aslında beklenemezdi. Çünkü Muhalefetleri, çok fazla deruni felsefi temeller taşımamakla birlikte, büyük oranda şahsi problemlerden doğan bir muhalefet görüntüsü arz etmekteydi.  Mısır Valiliği kendisine verilmeyen Prens Mustafa Fazıl Paşa’nın adeta oyuncağı haline gelmiş aydınlar, onun tahsis etmiş olduğu mali imkanlarla muhalefetlerinin asıl aracı olan HÜRRİYET gazetesini kurmuşlar, muhalefetlerini bu gazete aracılığıyla yürütmüşler, bir ara Prens Mustafa Fazıl Paşa’nın, Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahati sırasında padişahla görüşerek kendilerini sattığına inanmışlar, hatta daha sonra kendileri bile bir ara Padişah’la barışarak geri dönmüşler, sonra tekrar muhalefetlerine dönmeye karar vermişler ve bu şekilde bir kafa karışıklığı içinde, dış bağlantılarının onlara sağladığı destekle de Osmanlı Devleti’ni süreci tamamlanmamış bir erken doğuma zorlayarak, parçalanmasının yolunu açmışlardı. Bu haliyle kendisi demokrasi tarihinin bir aşaması olan Meşruti idare Osmanlı’ya, bu aydınların kifayetsizliği neticesi PREMATURE-ERKEN DOĞUM olarak gelmiş ve onun sonunu hazırlamıştı.

 Yeni Osmanlı Aydınları, Meşruti idare hususundaki muhalefetlerini Hürriyet gazetesi aracılığıyla yürütmüşler 88 sayıyı Londra’da basmışlar, daha sonra Prens Fazıl Mustafa Paşa’nın desteğini çekmesinden sonra da elle yazıp taş baskı yapmak suretiyle 100.ncü sayıya kadar olan kısmı da Cenevre’de basarak yayın hayatına son vermişlerdi. Bu şekilde yayın hayatı son bulan 100 sayılık Hürriyet gazetesinin 50 sayısı, aşağıdaki konuları içeriyordu.

 Hürriyet Gazetesi’nin 50 nüshadan ibaret olan Cild-i Evvelinin Fihristidir.

1-Hubbul vatan minel iman. Hürriyet Gazetesinin sebeb-i te’sisi ve esas harekatı. Elhak Ya’lu vela ya’li aleyh. Nutk-u Hümayun üzerine mülâhazat.

2- Nutk-u Hümayun mülâhazatının bakiyesi. Ziya beyefendi’nin iltifatnamesi. İhtilafi ümmeti rahmetun

3- Yeni Osmanlılar ile Bab-ı Âli muhakemesi. Mecalis ve muhakeme tayin-i aza hakkında makale. Kemal Bey’in meveddetnamesi. Hatıra.

4- Veşavirhum fi’l emr. Havadis-i müteferrika.

5- Türkistan’ın esbab-ı tedennisi. Hocaların rahle başından kaldırılıp haps olunduklarına dair makale. Tebdil-i imza.

6- Devlet-i Aliyye’ye bais tenezzül olan mearifin esbab-ı tedennisi. Istanbul’dan mektup. Mülâhaza. Hürriyeti tebrik edenlere makale-i şükrane.

7- Servet-i mülkiyeye ve idare-i hazıraya dair makale. Takvim-i vekayiin ıslahına dair makale. Istanbul’dan mektup.

8- Servet-i mülkiyeye dair makale-i sabıkanın zeyli. Kavaim-i nakdiyenin tafsil-i ahvali. Istanbul’dan mektup.

9- Devlet-i Aliyye’yi bulunduğu hal-i hatırnâkdan halasın esbabı. Mısır valisinin haremleri hakkında şayiğ olan şenayiin reddiyesi. Istanbul’dan mektup.

10- Servet-i mülkiye bendine zeyl ve Mısır valisine istikraz hakkında yazılan nasihatname. Levant Herald’ın cevabı. Davut Paşa’nın Avrupa’ya sebeb-i seyahati. Rusya’da zuhur eden yabancılar fırkası. Rusya’da zuhur eden mu’teva kehanet furuş.

11- Hürriyeti teşvika. 91 İmza ile Istanbul’dan varit olan iltifatname. Mezkur iltifatnameye teşekkürü havi makale. Hürriyet için küşat olunan hisselere dair ilan. Şiir ve inşa üzerine  makale. Vükela-i Hazıranın Yeni Osmanlılar hakkında kullandıkları politika.

12- Ecnebi postalarına dair mütalaat. Bir İngiliz tarafından varid olan mektup ve ona verilen cevap tercümesi. Havadis-i müteferrika. Istanbul’dan mektup. Girit meselesi. Rusya politikası. Usul-i Meşvere’ye dair mu’teriza cevaben mektup. İlan.

13. Küllüküm ra’in ve küllüküm mes’ulun an raiyyetihi hadisi şerifi üzerine mütalaat. Istanbul’dan mektup. Akademi azasından bir zatın gönderdiği mektup. Mülahaza-i Hürriyet. Usul-i Meşverete dair ikinci mektup. Muvazene defterine dair havadis.

14- Avrupa’nın ahval-i hazırası. Bulgar hükümeti. Usul-i meşeverete dair üçüncü mektup.

15. Mesele-i müsavat. İspanya’nın bugünkü hali. Havadis-i müteferrika. İstanbul’dan mektup. İlan.

16- Yeni Osmanlılar’ın ilan-ı resmiyesi. Memleketeyn-in ahvali. İstanbul’dan mektup. Diğer mektup. Girit’ten tahrirat. Sadrazamla hariciye nazırının istifaları üzerine mütalaat. Usul-i meşverete dair dördüncü mektup. Sırp mahkemelerinin müdahale-i ecnebiyeden kurtulduğuna dair makele.

17-. Çerkes muhacirleri. İstanbul’dan ve Girit’ten muharrerat. Usulu-i meşverete dair beşinci mektup. İhtar.

18- Mevkuf olan hocaefendilere dair makale. İstanbul’dan mektup ve -----  Rüşvet defteri. Diğer mektup.  Ahval Mısrıyeye dair mutalaat. Usul-i meşverete dair 6. mektup.

19- Devletin tedennisine dair makale. İnternasyonal tercümesi. Girit’ten ve İzmir’den tahrirat.

20- Memalik-i Osmaniyye’nin yeni mukasemesi. Librete tercümesi. Mülahazat. İstanbul’dan ve Girit’ten tahrirat. Usul-i meşverete dair 7. mektup.

21- İstikraz protestosu. Ecnebilerin tasrif-i emlak selâhiyyeti. İstanbul’dan mektup ve kaimelerin ref’indeki(?) mesrukat. Niş’den tahrirat.

22- İstikraz üzerine yeni Osmanlı’ların mutalaatı ve maliyenin divan defteri. Girit’ten tahrirat.

Usul-i meşverete dair 8. mektup.

23- Lord Istanley’in nutku üzerine mülahazat. İstanbul’dan mektup. Memleketeyn dahilinde teşkil edilen haydut cemiyetlerine dair makale. Havadis-i müteferrika. Reşit Paşa layihasının tab’ olunduğuna dair ilan.

24- Hasta Adam. Yine Girit meselesi tazelendi. İstanbul’dan mektup. Avrupa Şark’ın asayişini ister. Finans Gazetesi’nden tercüme

25- Bizde adam yetişmiyor. İstanbul’dan mektup. Mülahaza. Terakki gazetesine ihtar. Yeni Osmanlılar’dan bir zatın iltifatnamesi. Hatıra-i evveli.

26- Yaşasın Abdülaziz Han. Hürriyetin malumatı. İstanbul vergisi.

27- Yunan meselesi. Muhbir Gazetesi’nin sebeb-i ta’dili. İdare-i Hazıra’nın hülasa-i asarı. İstanbul’dan mektup. Terakki’de görülen bende itiraz.

28- İstanbul’dan mektup. Paşa. Başmabeynci  ile başkatibin meşaimeleri. ------ Gazetesi’ne cevap.  Hatıra zeyli.

29- Yunan meselesi üzerine mutalaat. İstanbul’dan mektup. Ültimatom hakkında makale. Karadağ kenzinin Petersburg’a azimeti üzerine mülahazat. Gark olan mısır vapuru üzerine makale. Havadis-i mühime.

30- İnnallahe ye’muru bil adl. Muhtıra. Havadis-i mütenevvia.

31- Kabil Emiri’nin mektubu. İstanbul’dan, İzmir’den, Trablus’dan tahrirat. Terakki ve ceride nushalarında münderic bazı hususat üzerine mülahaza.

32- Kabil emirinin mektubu üzerine mutalaat. Mülahazat. Men’i tahıl nizamına itiraz.

33- Konferansın kararı. Davut Paşa’nın Viyana’da akd edeceği istikraz. İstanbul’dan mektub.  Suphi Bey’in istifası üzerine makale. Terakkideki fıkra üzerine mütalaa.

34-  Hatıra zeyli. İstanbul’dan mektup. Hoca Sadık Efendi ile sairlerinin nefylerine dair malumat ve mülahazat.

35- Karınca kanatlandı. Fuat Paşa’nın vefatı. Yeni mevkuflara dair İstanbul’dan gelen beyanneme. Şeyhülislam ile Hoca Sadık Efendi’nin muhabereleri. Vidin’den mektup. İnzar-ı mevhume.

36- Yunan hariciye nazırının mektubunun tercümesi. Ve onun üzerine hatıra. Sadaret makamına dair makale. Karadağ kenzi hakkında mülahazat. İzmir ıslahhanesine ve mearife dair makale. Havadis-i müteferrika. İstanbul’dan mektup. Hatıra-i saniye.

37- Hürriyet. İstanbul’dan mektup Mısır’a dair Makale-i Mühimme. Hatıra zeyli.

38- Yeni istikraz. İstanbuldan mektup. ------- ilannamesi.  Mülahaza-i hürriyet. Hülasa-i mülahazaname. Girit’ten mektup. Hatıra. Bir zatın İstanbul’dan gönderdiği mütalaa.

39- Tabiyyet-i Osmaniye. İstanbul’dan mektub. Mehalik-i Hariciye ve Dahiliye. -------  protestosu. İstanbul’dan mektub. Mülahaza-i Mühimme .

40- Es’ile-i muhtasara. Mülahazaname bakiyesi. İstanbul’dan, Hanya ve Kandiye’den tahrirat. burhan ----- . Hatıra zeyli.

41- Zad fit-tanbur ----- uhra. İstanbul’dan Kandiyye’den tahrirat. Hatıra zeyli. Mülahaza.

42- Vilayet nizamaatı. Mücerreden naklolunan makale. Rayb-el Menun. Hatıra zeyli.

43- Koriye düzyan ile la Türki beyninde, Usul meşveretin kabulune dair zuhur eden nizâ üzerine mutalaa. İstanbul’dan mektup. Terakkide münderic bendler üzerine mutalaat. Rayb-el menûn.

44- Hariciye nezareti. İstanbul’dan mektup. Âli ve  Kâni Paşaların tezkereleri.

45- Meclislere dair makale. Terakkide münderic bir bend üzerine mütalaa. Rayb-el menûn. Hatıra zeyli.

46- Buhara’nın istilası üzerine makale. İstanbul’dan mektup. Visalname üzerine mütalaat. Rayb-el menûn.

47- Esham-ı umumiye üzerine makale. Terakkide münderic bir makale üzerine mülahazat. Hatıra zeyli. Rayb-el menûn. Muhib gazetesine cevap.

48- İbret. Mısır’dan, İstanbul’dan mektup. Bazı muharrerat-ı varidanın hülasaları. Hatıra zeyli.

49- Şurayı devlet mazbatası üzerine mülahazat. Hıttin seyahatı üzerine makale-i mühimme. İstanbul’dan, İzmir’den mektup. Havadis-i müteferrika.

50- Hürriyet’in takım olarak satıldığına dair ilan. Nutk-u Hümayuna dair mülahazat. İstanbul’dan mektup. Rayb-el menûn.

 



[1] Mahmut Celaleddin Paşa, Mir’atı Hakikat,haz. İsmet Miroğlu, Berekat Yayınevi, s. 217, İstanbul

Güncelleme Tarihi: 17 Ağustos 2011, 16:53
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35