banner15

Yerinden yönetim tartışmalarını Jön Türkler de yapmıştı

Ahmet Rıza Bey’in başını çektiği kanat, Türklerin yönetici ve egemen duruma geçmelerini gerekli görürken, Prens Sabahattin’in öncülük ettiği bir başka kol ise, bölgesel özerklikler ve yerinden yönetim (ademi merkeziyet) ilkelerine ağırlık tanıyordu.

Yerinden yönetim tartışmalarını Jön Türkler de yapmıştı

Necdet Sevil / Tarih Dosyası / Dünyabülteni

Yakınçağ Türk Tarihi’nden başka, siyasi, fikri ve edebi gibi birçok açıdan bir dönüm noktasını teşkil eden II. Meşrutiyet; Cumhuriyet döneminin mantığının, felsefesinin, sorunlarının ve çözüm yollarının anlaşılması için “eşine rastlanmaz bir siyasal laboratuardır”. Bu bakımdan, tarihçilerin bu dönemi layıkıyla kavramaları icap eder. II. Meşrutiyet döneminde ve bu dönemin akabinde meydana gelen belli başlı hadiselerin, günümüzde de küçük nüans farklarıyla da olsa tekrar ediliyor olması, bu dönemin önemini bir kat daha attırmaya yetiyor. Tarık Zafer Tunaya’nın  ifadesiyle, İkinci Meşrutiyet bugünün kapılarını açan anahtarları veren özlü bir devredir.

II. meşrutiyet’in ilanına giden yolda, 1889 yılı önemli bir dönemeci teşkil eder ve aynı zamanda bu tarih, önemli bir sürecin ilk temellerinin atıldığı bir anı işaret eder. Kaynaklarda farklı tarihlere rastlanmakla beraber, 2-3 Haziran 1889 tarihinde dört Mekteb-i Tıbbiye Şâhâne öğrencisi tarafından, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin temelleri atıldı. Ohrili İbrahim Temo öncülüğünde, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükuti, Kafkasyalı Mehmet Reşit, İtalyan devrimci Carbonari örgütü örnek alınarak “İttihâd-ı Osmâni” adında bir cemiyetin kurulması için görüş birliğine vardılar ve daha sonra bu okul ve diğer Osmanlı eğitim müesseselerindeki çok sayıda öğrencinin katılımıyla örgütün üye adedini hızla arttırdılar. Cemiyet, Paris’te yaşayan ve daha sonra orada Meşveret gazetesini çıkaracak olan Ahmet Rıza Bey ile gizlice temas kurup, Ahmet Rıza Bey’in Avrupa’daki temsilcisi olmasını istedi. Katı bir pozitivist olan Ahmed Rıza Bey, uzun muhaberelerden sonra cemiyetin amaç, örgütlenme ve takip edeceği siyaset konularında kendi görüşlerinin kabul edilmesini ve cemiyetin adının İttihâd-ı Osmânî’den Auguste Comte’un ünlü kelâmı kibarı “ordre et progres”nin tercümesi olan “Nizam ve Terakki”ye çevrilmesini istedi. Cemiyet üyelerinin “ittihat” kelimesinin muhafazası yolundaki ısrarları üzerine örgütün yeni isminin Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti olmasına karar verildi.

1 Aralık 1895 yılında, Paris’te “Meşveret Dergisi”, cemiyetin resmi yayını olarak neşre başladı. Bu gelişmeler çerçevesinde Ahmet Rıza’nın etki alanı genişledi ve örgütün resmi merkezi İstanbul olmasına rağmen, 1896 Ocak ayında Paris şubesi örgütün resmi şubesi haline geldi. Cemiyet kısa zamanda, İstanbul’da da pek çok taraftar buldu ve özellikle Tıbbiye, Harbiye ve Mekteb-i Mülkiye öğrencileri arasında hızla yayıldı. Böylelikle faaliyet sahasını genişletti ve Sultan’ın devrilmesi için girişimlerini yoğunlaştırdı. Yurt dışına kaçarak, Fransa ve İngiltere’de temaslarda bulunan Mizancı Murad, 1895 yılının Aralık ayı sonlarında Kahire’ye gitti ve cemiyetin buradaki faaliyetlerine hız kazandırdı. Kısa bir süre sonra cemiyetin, Cenevre, İstanbul, Kahire, Bükreş ve Rumeli gibi pek çok yerde şubeleri açıldı. Bu dönemde Jön Türkler, II. Abdülhamid yönetimine karşı özellikle basın yoluyla mücadele etmişler ve bu amaçla çeşitli ülkelerde 95’i Türkçe, 12’si Fransızca, 8’i Arapça, 1’i Yahudice olmak üzere, toplam 116 gazete çıkarmışlardı.

Osmanlı muhalefti ilk kongresi Paris'te toplandı

Tabi bu geniş çaplı gelişmeye paralel olarak, cemiyet içerisinde fikir ayrılıkları ve örgütlenmeler de ortaya çıktı. Zira, Pozitivist Ahmet Rıza Bey’in başını çektiği İttihat ve Terakkici kanat, Türklerin yönetici ve egemen duruma geçmelerini gerekli görürken, Prens Sabahattin’in öncülük ettiği bir başka kol ise, bölgesel özerklikler ve yerinden yönetim (ademi merkeziyet) ilkelerine ağırlık tanıyordu. İşte, İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde baş gösteren bu görüş ayrılıklarını gidermek ve bütün Jön Türkleri bir araya getirmek amacıyla 4 Şubat 1902 tarihinde Paris’te bir Jön Türk kongresi toplandı. Fakat, fikir ayrılıklarını gidermek üzere toplanan kongre, var olan görüş ayrılıklarını daha da derinleştirdiği gibi, Jön Türkleri de iki gruba ayırarak sona erdi ve müzakereler esnasında şu iki önemli tez üzerinde duruldu:

Birinci teze göre, yalnız yayın ve propagandayla siyasal dönüşüm sağlanamazdı; askerlerin de bu mücadeleye katılmasını sağlamak gerekirdi. Bu görüşe karşı çıkan olmadı ve nitekim bir müddet sonra da bu yönde çalışmalar başladı. İkinci teze göre ise, devrimi gerçekleştirmek için yabancı desteğini (İngiltere ve Fransa) sağlamanın da gerekli olduğu vurgulanıyordu. Prens Sabahattin’den gelen ve çoğunluğun da desteğini alan bu görüşe, Ahmet Rıza Bey’in başını çektiği azınlık karşı çıktı ve bu da mevcut olan görüş ayrılıklarının yanında Jön Türk hareketinin ikiye bölünmesine yol açtı. Bu bölünmeden sonra; özel girişimce, yerinden yönetimci ve yabancı desteğinden yarar uman Prens Sabahattin ile çevresi, Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurarak faaliyetlerine ayrı bir çizgide devam ettiler. Ahmet Rıza kanadı ise, İttihat ve Terakki Cemiyeti adını değiştirip Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ismini alarak ciddi bir örgütlenme faaliyetine girişti. İşte, II. Meşrutiyet dönemindeki İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf ikiliği bu ayrılıktan kaynaklanır. Ayrıca bu bölünme, Cumhuriyet döneminde CHP ve karşıtları (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti, Adalet Partisi) arasındaki ayrılıkları da bir ölçüde açıklar.

Kaynaklar:

ARMAOĞLU, Fahir, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi 1789-1914, Ankara, 1997

TANÖR, Bülent, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul 2009

TUNAYA, T.Zafer, Hürriyetin İlanı, İstanbul, 2004

VATANDAŞ, Celalettin, “Türkiye’nin Batılılaşma Süreci ve II. Meşrutiyeti Hazırlayan Şartlar”, Yüzüncü Yılında II. Meşrutiyet, İstanbul, 2008

 

 

Güncelleme Tarihi: 13 Ağustos 2011, 04:29
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35