banner39

27.12.2008, 08:39

Türk gençliğinin ideolojilerle imtihanı

Ah bu 12 Eylül ah bu 12 Eylül. Öncesiyle, sonrasıyla bütün yaşananlar hâlâ günlük hayata damgasını vuruyor. O günlerde yaşanan sağcılık solculuk kavgası bugünkü davranışları bile etkiliyor. Kolay değil; otuz sene önce çok çile çekti bu millet. Gencecik binlerce insan vatan kurtarmak için birbirine girdi.

Sadece karşıt görüşün değil, polis ve askerin bile giremediği Kurtarılmış bölgeler, halk mahkemelerinde yargılanan (!) ve cezalandırılan gencecik çocuklar, faili meçhul cinayetler, kendi işyerini ateşe veren sendikalar... Tam bir iç savaş manzarası vardı ülkede. Korkuya dayalı, öfkeye dayalı, kin ve nefrete dayalı kamplaşmalar askerî darbeye neden oldu sonunda. Askerî dönem de tam bir felaketti. İşkenceler, gözden kaybolmalar, alelacele verilen idam kararları... Hülasa darbeciler, hem sağı hem solu ezdi geçti; bütün umutlarıyla, bütün idealleriyle...

1980 darbesinin ardından 'Aman gençlerimiz siyasete bulaşmasınlar da ne yaparlarsa yapsınlar' denildi. Bir de 'Ne olur ne olmaz, bunlar yeniden sağcılığa solculuğa dönerler' endişesi eşliğinde 'Aman ideolojisiz kalmasınlar' mantığına başvuruldu. Ve genç kuşaklar en sığ ve en kaba üslupla yapılan Kemalizm telkinlerine emanet edildi. Okullardaki eğitim ona göre şekillendi. Darbeciler şifreyi (!) çözmüştü. Artık gençler 'Tek yol devrim' ya da 'Tek yol İslam' demeyecek, 'Tek yol Kemalizm' sözünde karar kılacaktı. Artık 'milliyetçi Türkiye' ya da 'Müslüman Türkiye' veya 'Bağımsız Türkiye' sloganları atılmayacak, okulda öğretilen Türkiye modeline herkes itaat edecekti.

Darbeciler tarafından bayraklaştırılan yeni ideoloji nedeniyle Milli Eğitim harekete geçti ve çeşitli izmlerle beyni yıkanmış Türk gençliğine yeni bir yükleme yapılmaya başlandı. İlkokuldan üniversiteye kadar bütün derslerin arasına irrasyonel bir Kemalizm söylemi serpiştirildi. Nitekim matematik ve Atatürk, fizik ve Atatürk, spor ve Atatürk, resim ve Atatürk, müzik ve Atatürk gibi ders konuları ihdas edildi. Öğretmenlere 'Genç nesiller sizin eseriniz olacaktır' telkiniyle her dersin ilk beş on dakikasının Kemalizm'e ayrılması görevi tevdi edildi. Yapılacak bir şey yoktu öğretmeler için. Bütün bir sene -üstelik her ders için yeni malzeme bulmak suretiyle- devlet ideolojisine ayrılmıştı. Vakıa, Atatürk kendi döneminde böyle bir beyin yıkama ameliyesine müsaade etmemişti ama olsun; 12 Eylülcülere göre 'gençlerin zararlı ideolojilerden arındırılması' çok önemliydi...

12 Eylül öncesi yaşanan kâbusu savabilmek için belli bir düşünceyi şırınga etmek, tek başına çözüm olmazdı. Bu nedenle bir yandan yeni marşlar ezberletildi, kutlamalar yapıldı; diğer yandan da apolitik konular cicili bicili ambalajlarla genç kuşaklara takdim edildi. Öyle ya. Mademki "siyasete bulaşmak" bir felaket getiriyordu ülkeye, o zaman siyaset dışı konularla genç nüfus meşgul edilmeliydi.

Darbe öncesinin faturası bu kadar vahim olunca toplumun siyasetten uzak durması, ailelerin çocuklarını politik konulardan tecrit etmesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu. Ancak halkın kıvrak zekâsıyla formülize ettiği 'ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu' ideolojisi zaman içinde güç kazandı. Bir bakıma 'geçmişten ders alınmış', gençlerin bir daha 'yaramazlık yapmaları' önlenmişti. 'Boyundan büyük işlere bir daha karışmayacaklar, kendi dersleri ile daha yakından meşgul olacaklar'dı. Tabii ki umulan olmadı. Yüzlerce kere test edildiği gibi kapalı kapılar arkasında planlanan toplum mühendisliği yine büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Darbecilerin gör(e)mediği gerçek şuydu: Anadolu insanının çok büyük bir kısmı Atatürk'ü seviyor, sayıyordu. Aşırı Kemalistlerden çok daha rasyonel bir Atatürk vardı onların kafasında. Ayrıca Cumhuriyet rejimi ile hiçbir problemi olmadığı gibi onu içselleştirecek kadar da benimsemişti. Ne var ki 12 Eylül rejiminin adeta tanrılaştırarak sunduğu Atatürk portresi, Cumhuriyetin kurucusunu asli çerçevesinden çıkarmış, onu mitleştirerek, dünyanın bütün sorunlarını çözecek bir ideolojiye dönüştürmüştü. Bugünkü dayatmaların bir kısmı bu aşırı yüklenmenin sonucudur. İrrasyonel Kemalizm, Atatürk'ün gerçek mirasını ıskalayan bir yörüngede dolaşıp durdu hep. Dün yaşanan sağcı-solcu kavgasının yerini laik-anti laik kavgasının alması biraz da bu sebeptendir. Ve ne yazık ki bazı çevreler tarafından aşırı bir ideoloji olarak dayatılan Kemalizm, geçmişteki müsamahasız kampları hatıra getirecek kadar kötü bir performans sergilemiştir. Hele işin içine bazı cuntacılar da girip 'Kuvayı milliye', 'Müdafa i Hukuk, 'Vatanseverler güç birlikleri' gibi isimleri kullanınca 'uslu gençler' gladyonun kullanabileceği potansiyel güç haline geliverdi. Yani sonuçta şunu demek zorunda kaldı yakın tarihi bilenler: Az gittik uz gittik, bir de baktık ki bir arpa boyu yol almışız...

Birkaç senedir köpürtülmek istenen kamplaşma söylemi 12 Eylül öncesini yaşayanlar için vahim çağrışımların işaretidir. Düşünün ki bir kısım gençler 'vatan işgal altında' diye düşünüyor. Keskin söylemlerin derin yankıları altında bazı insanlar 'hainler ve işbirlikçileri' üzerine büyük bir öfke besliyor. Bazıları kendinin 'vatanı satanlara karşı amansız mücadele yürüttüğüne' inanıyor. 'İç ve dış düşmanlara karşı' direndiklerini düşünen insanlar yine kutsal semboller üzerine yemin ediyor ve 'bu uğurda ölmek var, öldürmek var' diye slogan atıyor.

Neden Türkiye'de ideoloji bir zaman sonra kâbusa dönüşüyor? Sebebi çok. Her şeyden önce nüfusumuz genç ve heyecanlı; provokasyona gelmeye pek müsait. Hâlihazırda bu ülkenin 70 milyonluk nüfusunun yüzde 65'i 34 yaşın altında. İkincisi farklı kimliklere, düşüncelere, hayat tarzlarına karşı birkaç kuşaktır oluşan tahammülsüzlük söz konusu. Asırlar boyu yaşattığımız farklı din, dil ve ırktan oluşan insanların paylaştığı sosyal ahengi ulus devlet inşa ederken kaybettik. Tek tip insan üretme projeleri 'ya benim gibi olursun ya da yok olursun' zihniyetini besledi. İmparatorluğumuzun parçalanması sırasında yaşadığımız acılar devletin başına 'iç düşman' korkusunu musallat etti. Balkan savaşlarıyla başlayan acılar sırasında derinden hissedilen 'iç düşman' korkusunun bir anlamı vardı; ancak aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ o sendromla yaşanması doğru değildi. Vatandaşını 'olağan şüpheliler' arasına almak yetmedi her türlü 'kalkışma' ve 'çatışma' ihtimaline binaen 'Kürtler'i, 'Aleviler'i, 'irticacılar'ı vs. baskı altına alma güdüsüyle yaşandı yıllar boyu.

Her neyse. Sonunda olan oldu ve Türk gençliği ideolojilerle sınavını bir türlü tamamlayamadı. Her kritik dönemde yükseltilen tansiyon, hem birilerini çılgına çevirdi hem de memleketi belli bir ölçüde tımarhaneye dönüştürdü. Oysa tabii bir mecrada yürütülecek bir ideoloji sınavından hem fertler kazançlı çıkabilir hem de toplum. Mesela 12 Eylül öncesinin farklı cephelerde yer alan idealist ve okuyan gençlerinin yolu bir zaman sonra kesişti. Demokrasi ve temel özgürlüklere destek çizgisinde kesişen yolların kaldırım taşları ortak kültür ve edebiyat ürünleriydi. Farklı kutuplardan farklı ezberler edinmek için çıkılan fikir yolculuğunda insanlar, ister istemez bir noktada buluştu. Necip Fazıl'dan Nazım Hikmet'e, Peyami Safa'dan Kemal Tahir'e kadar uzanan ortak kütüphanenin bir bölümünde Dostoyevski, Goethe, Tolstoy, Emile Zola gibi isimler de yer alıyordu. Hadiselere daha yukarıdan bakabilenler, önyargılardan sıyrılarak -değişik yorumlamalara rağmen- temel hak ve özgürlükler konusunda ortak platformlar inşa edebildi. Yaşını başını almış insanların acı tecrübelerle tespit ettiği bir önemli nokta daha vardı: İdeolojik savaşları körükleyenlerin tek ideolojisi kendi sınıfsal kazanımlarını ve statülerini devam ettirmek.

Büyük milletler, farklı hayat tarzlarından ürkmez. Büyük devletler hukukun en geniş çerçevesinde halkını bağrına basar. Öyle olunca farklı ideolojiler, düşünceler, kimlikler vs. düşünce zenginliğimizin bir parçası olur. Yeni neslin kurmaca kavgalara boyun eğmemesi, bölünmemesi ve farklılığa saygı duyması, -hiç kuşkunuz olmasın- kapalı kapılar arkasında fırıldak çevirenleri çılgına çeviriyor. Belki de bu yüzden birileri ısrarla farklı kimliklerin keskin söyleme dönüşmesi için tahrik edici planlar yapıyor. Bu sefer tuzağa düşmek yok...
 
Kaynak: Zaman

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?