banner39

Babacan: AB'nin en büyüğüyüz

Devlet Bakanı Babacan, Türkiye'nin büyüme oranında "Avrupa'nın en büyüğüyüz" dedi.

Türkiye 23.09.2010, 11:22 23.09.2010, 11:22
Babacan: AB'nin en büyüğüyüz

Bakan Babacan, büyüme oranlarında Türkiye'nin Avrupa bölgesi en çok büyüyen ekonomisi olduğunu söyledi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'de 2010 yılının ikinci çeyreğinde, 2009'un ikinci çeyreğine oranla istihdam rakamlarının 1,6 milyon arttığını, işsizlik oranının ise yüzde 2,6 düştüğünü, buna karşın aynı dönemde tüm AB içindeki işsizlerin sayısının 1,8 milyon yükseldiğini söyledi.

Babacan, New York'ta Foreign Policy Association tarafından düzenlenen 10.Dünya Liderleri Forumunda yaptığı konuşmada, küresel ekonomik kriz, Türkiye'nin bu krize karşı geliştirdiği tedbirler ve Türk dış politikasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Küresel ekonomik krizin, büyüme rakamlarına bakıldığında, uzaklaşıyor gibi göründüğüne işaret eden Babacan, ancak büyümenin içeriği, mali sektör, büyük ekonomilerin kamu borçları, yükselen işsizlik rakamları gibi unsurlara bakıldığında, tüm bunların kendilerinde bir endişe hissi uyandırdığını ifade etti.

Babacan, ekonomi politikalarını hayata geçirirken, olabileceklere karşı hazırlıklı olmak amacıyla tedbirli bir tavır izlediklerinin de altını çizdi.

Büyümeye ilişkin risklerden birinin kamu borçları olduğuna işaret eden Babacan, dünya savaşlarından bu yana büyük ekonomilerde ilk kez bu derecede yüksek kamu borcu düzeylerine tanık olduklarını belirtti.

Babacan, birçok ülkedeki yüksek işsizlik oranlarının insanlarda kaygı uyandırdığına ve paraları olan kesimlerin bile, kredi olanaklarına erişimleri bulunsa dahi, harcamalarını kısmalarına yol açtığına dikkati çekti.

"BİRÇOK ÜLKE HALA ÇIKIŞ STRATEJİLERİNİ AÇIKLAMADI"

İnsanların normal harcamalarına dönmediği ve özel sektörün de normal zamanlardaki gibi yatırım yapmadığı müddetçe, büyüme oranlarının toparlanmasının da geciktiğine işaret eden Babacan, ülkelerin çıkış stratejilerinin çok önemli olduğunu, ancak birçok ülkenin hala çıkış stratejilerini açıklamadığını, bunun güven eksikliği gibi birçok sorunu beraberinde getirdiğini söyledi.

Babacan, ekonomik krizin bazı hükümetleri korumacı önlemler geliştirmeye ittiğini de hatırlatarak, özellikle Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgede, Avrupa'da, hatta AB içinde bile korumacı politikalara yönelen ülkelerin varlığına işaret etti.

Korumacı politikalardan, günün sonunda bu söz konusu ülkelerin insanlarının zarar gördüğünü ifade eden Babacan, korumacı önlemlere başvuran ülkelerde tüketicilerin daha düşük kalitede ürünleri daha fazla fiyata satın aldıklarına dikkati çekti.

TÜRKİYE'NİN ALDIĞI TEDBİRLER

Babacan, Türkiye'nin ekonomik krizi savuşturabilme adına ne gibi önlemler geliştirdiğiyle alakalı olarak da, 2002-2006 yılları arasında ülkede özellikle kamu ve bankacılık sektöründe bir çok reformun hayata geçirildiğini anımsattı.

Türkiye'nin kamu borçlarını gayrisafi milli hasılanın yüzde 74'ünden yüzde 39'una düşürdüklerini belirten Babacan, ülkedeki bütçe açığının da, 2002 yılında iktidara geldiklerinde yüzde 12 düzeyinde olduğunu, 2006'da ise yüzde 1 bütçe fazlasını kaydedildiğini söyledi.

Babacan, dolayısıyla Türkiye'nin, ekonomik krize, güçlü kamu maliyesi, daha düşük kamu borcu ve daha düşük bütçe açığıyla girdiklerini, bu durumun da kendilerine kriz sırasında manevra sahası sağladığını kaydetti.

"HİÇBİR BANKA KRİZDE SORUN YAŞAMADI"

Bankacılık sektöründe yaptıkları reformların da çarpıcı sonuçlar getirdiğini ifade eden Babacan, kriz sırasında hiçbir Türk bankasının herhangi bir sorun yaşamadığını, hiçbir bankaya müdahale etmek zorunda kalmadıklarını, yine hiçbir bankaya devlet fonları aktarmadıklarını belirtti.

Bunların nedeni olarak, düzenleyici ve hukuki çerçevelerinin çok güçlü olmasını gösteren Babacan, bankalar için sermaye yeterliliği koşullarının dünyadaki birçok bankadan çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Babacan, 2006 yılında, dünya ekonomisinin ve ABD'deki mortgage pazarının hızla büyüdüğü bir dönemde, mortgage ve kredi kartı yasalarını çıkardıklarını ve çok katı önlemler aldıklarını hatırlattı.

"OECD ÜLKELERİ İÇİNDEKİ EN YÜKSEK RAKAM''

Ekonomik krize girildiği dönemde, Türkiye'deki mortgage pazarının çok güvenli olduğunu ifade eden Babacan, şimdi bankacılık sektörünün sermaye yeterliliği oranının yüzde 19 düzeyinde seyrettiğini, bunun OECD ülkeleri içindeki en yüksek rakam olduğunu söyledi.

Babacan, Türkiye'deki güçlü bankacılık sektörünün, büyümede de artışa neden olduğunu kaydederken, ülkede kredi hacminin de geçen 12 aylık dönemde 370 milyar liradan, 470 milyar liraya çıktığını, bankaların tüketicilere, iş dünyasına kredi vermede artık daha istekli davrandığını, bunun da hem büyümeye yardım ettiğini hem de istihdam ürettiğini kaydetti.

Ekonomik krizin zirvede olduğu dönemde, bazı mali canlandırma planlarını açıkladıklarını, örneğin otomobil ve beyaz eşyalardaki özel vergileri 6 aylığına düşürdüklerini anımsatan Babacan, bunun hemen ardından da çıkış stratejilerini açıkladıklarını belirtti.

Babacan, geçen yılın haziran ayında, birçok ülkeden daha erken biçimde mali disiplini yürürlüğe koyduklarını söyleyerek, çünkü kamu maliyesine bakıldığında, eğer mali canlandırma politikalarına devam etmiş olsalardı, kamu borçlarının GSMH'ye oranının yükselen bir eğilim göstereceğini söyledi.

"FRENE ÇOK SERT BASMAK ZORUNDA KALDILAR"

Kamu borcunun yüksek ya da yükselmeye meyilli olduğu ülkelerde, mali canlandırma planlarına çok uzun süre devam etmenin güvenilirliğe zarar vermeye başlayacağını, birçok Avrupa ülkesinin bu yılın mart ayından beri bu deneyimi yaşadığını ifade eden Babacan, İspanya, İngiltere gibi ülkelerden örnekler vererek, mali canlandırma planlarını hayata geçiren ülkelerin bu yıl çok sert mali konsolidasyon planlarıyla, ''frene çok sert basmak'' zorunda kaldıklarının görüldüğünü anlattı.

Babacan, geçen yıl çok harcamaya meyilli olan ülkelerin, bu yıl tam tersini yapmakta olduklarına dikkati çekti.

Türkiye'de ise çok dengeli bir yol izlediklerini kaydeden Babacan, geçen yılın haziran ayında mali disiplini başlatmalarının yanında, borçların adım adım azaltılması hedefiyle, geçen yılın eylül ayında orta vadeli program açıkladıklarını hatırlattı.

"POLİTİKALARIMIZIN ODAK NOKTASI GÜVEN"

Babacan, politikalarının odak noktasını güvenin oluşturduğunu, çıkış stratejileri ve orta vadeli program sayesinde güvenin hızla geri gelmesiyle, tüketicilerin her zamanki harcamalarına geri döndüğünü, yatırımcıların, özel sektörün de her zamanki yatırımlarına tekrar başladığını ifade etti.

Türkiye'de bu yılın ilk yarısıyla, geçen yılın ilk yarısı karşılaştırıldığında ekonomik büyüme oranının yüzde 11 olduğunu, bunun Avrupa'daki en yüksek rakam olduğunu belirten Babacan, bu yılın büyüme oranının yüzde 6-8 düzeyinde olacağının tahmin edildiğini, hem mali disiplin uyguladıklarını, hem de büyüdüklerini ve yeni istihdam yaşattıklarını kaydetti.

Babacan, Türkiye'de 2010 yılının ikinci çeyreğinde, 2009'un ikinci çeyreğine oranla toplam istihdam rakamının 1,6 milyon arttığını, işsizlik oranının yüzde 2,6 düştüğünü belirtirken, aynı dönemde tüm AB içindeki işsizlerin sayısının ise 1,8 milyon yükseldiğini belirtti.

ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ

Konuşmasında, referandumda kabul edilen Anayasa değişikliklerinden de bahseden Babacan, Anayasa'nın bazı kritik maddelerini yenilediklerini ve bu sayede Türkiye'de demokrasinin daha ileri düzeye çıkarıldığını, bunun da daha yüksek standartlar, daha sivil bir demokrasi anlamına geldiğini kaydetti.

Yargı sisteminde de önemli değişiklikler yaptıklarını ifade eden Babacan, bu anayasa değişiklikleriyle birlikte, yargı alanında reform yapmanın artık daha kolay olacağını söyledi.

Babacan, Anayasa değişikliklerinin Avrupa Komisyonu'nun yanısıra, Avrupa Konseyi ve Konseye üye ülkelerin anayasaları üzerinde uzmanlaşan Venedik Komisyonunca da takdir gördüğünü belirtti.

Türkiye'deki reformların, sadece ülke içiyle sınırlı olmadığını, bölge ülkeleri açısından da giderek daha fazla ilham kaynağı haline geldiğini kaydeden Babacan, Türkiye'nin çok geniş bir coğrafyayla bağlarının bulunduğunu, şimdi de Afrika'daki mevcudiyetlerini artırmakta olduklarını, kıtadaki Türk Büyükelçiliklerinin sayısını da 30'a çıkaracaklarını ifade etti.

Babacan, 37 ayrı Afrika ülkesinde kalkınma projeleri uyguladıklarını, bu projelerin sadece teknik konulardan ibaret olmadığını, ülkelerin siyasi sistemleri üzerinde de çalıştıklarını, örneğin Irak'tan, Afganistan'dan birçok partiyi davet ettiklerini ve onlarla deneyimlerini paylaştıklarını söyledi.

Türkiye'nin İran, Ermenistan ile normalleşme süreci, Balkanlar gibi konulardaki çabalarına değinen Babacan, Türkiye'nin, çok özel konumundan dolayı hem İran'ın pozisyonunun hem de BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya'nın (P5 1) pozisyonunu çok iyi anladıklarına ve bu alanda diplomatik çözüm için aktif çalıştıklarına işaret etti.

"ALMANYA-FRANSA-TÜRKİYE EKSENLİ BİR AB"

Konuşmasının ardından katılımcıların sorularını da yanıtlayan Babacan, bir soru üzerine, Türkiye'nin AB'nin bir üyesi olarak Birliğe güç katacağını ve onu daha etkin bir küresel aktör haline getireceğini belirtti.

Türkiye'nin, AB üyesi olması halinde ikincil bir konumda, kararları yalnızca yerine getiren bir ülke de olmayacağını, kendi fikirlerini ortaya koyarak, kararlara katkı sağlayacaklarını ifade eden Babacan, Türkiye'nin AB'nin liderlerinden biri olacağını ve AB içindeki en yoğun nüfuslu ülkeler olarak, sadece ''Almanya - Fransa eksenli bir AB'' değil, ''Almanya - Fransa - Türkiye eksenli'' bir AB"nin ortaya çıkacağını kaydetti.

Babacan, Türk - Amerikan ilişkilerine dair bir soru üzerine de, bu ilişkilerin Türk dış politikasının temel direklerinden biri olduğunu vurgulayarak, zaman zaman sorunlar yaşasalar da, bunların her tür ilişkide yaşanabileceğini, çok kritik dosyalarda çok yakın bir çalışma yürüttüklerini, aralarındaki işbirliğinin verimli sonuçlar doğurduğunu söyledi.

Bir başka soru üzerine, hükümet olarak laikliği, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımladıklarını ifade eden Babacan, laiklik anlayışlarının dini özgürlüklerle de alakalı olduğunu belirtirken, Türkiye'de dini özgürlükler konusunda derin sorunların bulunduğunu, laiklik adına dini özgürlüklerin bloke edildiğini, kendilerinin özgürlüklerden yana olduğunu kaydetti.

Babacan, Türkiye'de İslam, demokrasi ve laikliğin birarada var olacağını ve birlikte daha iyi işleyeceğini belirterek, bu açıdan da Türkiye'nin bölgede ilham kaynağı olduğunu sözlerine ekledi.

banner53
Yorumlar (0)
17
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?