S-400 YIHSS Türkiye İçin 'Zafer' mi, Yoksa 'Beyaz Fil' mi?

S-400 sistemini ve alınması durumunda nasıl bir performans gösterebileceği üzerine değerlendirmeler yapmadan önce, yılan hikâyesine dönen ve yıllar süren ihale sürecinde ve sonrasında yaşanan onlarca açıklama ve kararın çok kısa bir özetini yapmanın faydası olacaktır.

S-400 YIHSS Türkiye İçin 'Zafer' mi, Yoksa 'Beyaz Fil' mi?

Hakan Kılıç 

Almaz-Antey üretimi S-400 Triumf (Zafer) Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi (NATO kod adı: SA-21 Growler/Homurdayan ayı) 1999’lı yıllarda bir önceki sistem olan S-300’ün P/V/PMU2 modellerinin geliştirilmesi ile ortaya çıktı. Başlangıçta S-300-PMU-3 olarak adlandırılan sistem radar ve yazılım farklarının yanı sıra, S-300PMU2’de kullanılan 48N6E ve 48N6E2’ye ek olarak dört yeni füze ilavesi ile daha da güçlendi ve S-400 doğmuş oldu. S-400 sistemini ve alınması durumunda nasıl bir performans gösterebileceği üzerine değerlendirmeler yapmadan önce, yılan hikâyesine dönen ve yıllar süren ihale sürecinde ve sonrasında yaşanan onlarca açıklama ve kararın çok kısa bir özetini yapmanın faydası olacaktır. Böylece YIHSS (Yüksek irtifa Hava Savunma Sistemi) sorunu hakkında nereden nereye geldiği anlamış olacağız.


İHALE SÜRECİNİN KISA ÖZETİ VE TEHDİT ALGISIZLIĞI

1991 yılında cereyan eden 1. Körfez Savaşı’nda Saddam Hüseyin Rejim’inin savaşı tüm Orta Doğu’ya yaymak amaçlı olarak israil ve Arap Ülkelerine R-17 Scud türevi balistik füzeler ile yaptığı kışkırtma taarruzlarından ülkemiz de nasibini almıştır. O zamanlar resmi makamlarca çok dillendirilmemekle birlikte, (basından öğrendiğimiz kadarı ile) can kaybı olmasa bile Diyarbakır’a birkaç füze düşmüştür. Saddam Hüseyin’in açık açık dillendirerek yaptığı balistik füze tehdidine karşı bu ilk uyanış sonucu Amerikan Hükümeti ile daha çok TSK’nın yürüttüğü Patriot tedarik görüşmeleri yapılmış ancak daha masaya bile gelemeden politik ve daha çok mali sebeplerden ötürü son bulmuştur. Sonrasındaki uyku hali devam etmiş ve 2. Körfez Savaşı’nın yeterince uyarıcı etki yapamaması sebebi ile bir değişiklik olmamıştır. Oysa bu yılları şimdi geriye doğru incelediğimizde İsrail’in balistik füze ve balistik füze savunma sistemleri, İran’ın ise balistik füzeler üzerine var güçleri ile çalıştıkları görülmektedir. Bugün Orta Doğu’da yarış halinde olan bu iki ülke dünya çapında ilk on içine girmeyi başarmışlardır.

Uyanışımızın ilk yıllarına dönerek ihale sürecini özet ve kronolojik olarak sıralamak gerekirse; 30 Temmuz 2006’da YIHSS’nin ‘ortak üretim’ modeli ve 4 ünite olarak tedarik için Savunma Sanayi icra Komitesi kararı alındı. 4 Mart 2007’de ise YIHSS bilgi istek dokümanlarını hazırlandı ve firmalara bilgi istek dokümanlarını almaları çağrısında bulunuldu. Ardından 8 Nisan 2009’da teklife çağrı dosyası Rosoboronexport-Rusya Federasyonu, CPMIEC-Çin Halk Cumhuriyeti, Raytheon ve Lockheed Martin-ABD’li firmalara ve talep mektubu ise ABD hükümetine gönderildi ve Türkiye’nin Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi (T-LORAMIDS) ihalesi süreci resmen başlatıldı.

26 Eylül 2013’de ise o zaman ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Savunma Sanayi icra Komitesi, Çinli CPMIEC şirketi ile sözleşme görüşmelerine başlanması kararı aldı. Ayrıca görüşmelerin sırasıyla CPMIEC (Çin), EUROSAM konsorsiyumu (Fransa-italya), Lockheed Martin/Raytheon (ABD) ile yürütülmesi kararı alındı. Bu sırada Rusya Federasyonu S-300 için vereceği teklifin fiyatının çok yüksek kalması sebebi ile ihaleye girmekten vazgeçti. 3 Ekim 2013’de SSM Müsteşarı Murat Bayar SSM’de yaptığı açıklamada Çinli CPMIEC firmasının 3,44 Milyar USD teklifi için “En ciddi yerli katkıyı bu firma verdi. Maliyet olarak da diğer sistemlerle ciddi bir maliyet farkı var” diyordu.

19 Şubat 2015’te MSB Bakanı Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Çin füzesi HQ-9/FD-2000’in NATO sistemine entegre edilmeyeceğini ve ortak üretim yapılacağını açıklamışken 9 ay sonra 13 Kasım 2015 tarihinde Çinli firma ile görüşmelerin sürdüğü T-LORAMIDS ihalesi iptal edildi. 7 Ocak 2016’da ise Meclis Savunma Komisyonu’na brifing veren SSM Müsteşarı İsmail Demir, “Biz milli bir projeyi başlattık. Yani Patriot’tan daha iyi bir sistemi şu anda Çin ile konuştuğumuz sistemden daha iyi bir sistemi geliştirmek üzere gayretlerimizi başlattık. Bu 5-10 yıl marjında olacak bir şeydir” dedi. 26 Şubat 2016’da ise Türkiye’nin YIHSS’ni milli olarak yapabileceğini belirterek, ihalede teklif verenler de dâhil işbirliği imkânlarının değerlendirilebileceğini söyledi.

Bundan sonra Aster ve MEADS sistemleri için Avrupa’da firmalar ile görüşmek için kimi basına bilgi verilerek, kimi ise verilmeyen çeşitli ziyaretler yapıldı. Hatta bunların bazılarında sivil ve askeri uzmanlardan oluşan Türk heyeti, Aster-30 gerçek balistik füze önleme testini izlemek için gittiler.

İhalenin iptalinden 1 yıl sonra, 19 Aralık 2016 tarihinde ise Rusya Federasyonu Federal Askeri Teknik işbirliği Servisi Direktörü Aleksandr Fomin, Türkiye’ye S-400 satılması ihtimalinin yakın zamanda Rus-Türk hükümetler arası komisyon toplantısında ele alınacağını söyledi. 14 Mart 2017’de ise Rus Devlet fiirketi Rostec’in Genel Müdürü S.Çemezov, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 almak için kredi talep ettiğini söyledi.

Ve bugün geldiğimiz noktada Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Eylül 2017’de verdiği “S-400 ile ilgili arkadaşlarımız imzalarını attılar. Bildiğim kadarıyla kaporayı da verdiler. Bundan sonraki süreç de zaten Rusya’dan bize aktarılacak kredi ile ilgili devam edecek bir süreçtir…” şeklindeki demeçten anlıyoruz ki kredi sorunu veya süreci haricinde alım için ülkeler arasında hiçbir problem kalmamıştır. Böylece 2006’da başlayan YIHSS serüvenimizde 11 yıl sonra mutlu sona hiç bu kadar yaklaşmamıştık diyebiliriz.

İhale sürecinde seçilen ve sonradan iptal edilen Çin füzesi HQ-9/FD-2000 ise tıpkı S-400 gibi NATO radar ve hava/füze savunma ağına entegre edilememesi bir yana, balistik füze önleme kabiliyeti imkansıza yakın olması ve teknoloji transferine Çinlilerin yanaşmaması gibi olumsuzluklar taşıması sebebi ile kanaatimce (belki de Çin füzesine medya da tek muhalefet eden kişi olarak) son derece doğru bir karar verilerek yanlıştan dönülmüştür.

S-400 NASIL BiR SİSTEM VE NE İŞE YARAR?

Medyada ‘Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi’ olarak zikredilen S-400 aslında hem hava hem de füze savunma sistemidir. Bu durum yani en azından füze savunması da yapabildiği Ruslar tarafından iddia edilmektedir. Ancak şu ayrıntıyı da belirteyim ki ‘hava savunma’ denildiğinde seyir füzeleri ve anti-radar füzeleri de etki alanına girmekle birlikte ‘füze savunma sistemi’ denildiğinde genelde balistik füze savunması anlatılmak istenmektedir. Nitekim dünya üzerindeki hava savun- ma sistemlerinin geneli seyir füzelerine karşı da etkili iken, balistik füze önleyebilen sistemler 10’u geçmemektedir. Hem balistik füze hem de seyir füzesi/savaş uçağı gibi hava soluyan hedeşerin hepsine karşı önleme yapabilen ve gerçek hedeşerle testi yapılmış (ve ilan edilmiş) sistemler ise sadece 6-7 tanedir diyebiliriz.

Teknik ayrıntılara geçmeden önce bilinmelidir ki S-400’ün hakkında birçok teknik verinin gizliliği hala devam etmekte, birçok özelliği net değerler ile bilinememekte ve spekülasyona açık taraşarı da bulunmaktadır. Bunun en büyük sebebi Rus korumacılığı ve henüz sadece Rusya’da (yakın zamanda Çin’e yani diğer NATO düşmanı ülkeye sevk edilmeye başlandı haberleri çıktı) olmasının verdiği rahatlıktır. Tabi ki Türkiye’ye satışı söz konusu olursa bu durum değişecektir. Her ne kadar ithal versiyonu olan S-350’ni verileceğini tahmin etsem de en üst versiyonun verilmesinin ne kadar çok para ve söz verilirse verilsin pek mümkün olmadığını düşünmekteyim. Bu düşünceye beni iten sebep savunma sanayi kamuoyunda dile getirildiği gibi “Rusya Federasyonu’nun en üstün hava savunma sistemini bir NATO ülkesine satarak kendi güvenliğini tehdit etmeyeceği” tezine dayanmamaktadır. Diğer yandan düşük versiyon satışı ile yani üst versiyon yazılımları korunduğu sürece de mevcut füze sayısının topyekûn bir savaşta Rusya Federasyonu için ciddi bir tehdit olmayacağını değerlendirebiliriz (Rus basınına yansıdığı kadarı ile sadece 4 ünite alınacak olup, hesapladığımda toplam füze adedinin ise yedeklerle beraber 240-250 füze olarak tahmin edilmekte).

Bu teoriyi iki sebebe dayandırabiliriz; birincisi savunma silahı olan S-400’ün hala yarı süper güç olan Rus Federasyonu hava gücü karşısında çok büyük bir tehdit olmayacağı (füze sayısı da düşünüldüğünde), diğeri ise Rusya’nın kendi yaptığı radar ve savaş yönetim sistemini savaş duru- munda nasıl karıştırılıp köreltileceğini tüm yazılım kod ve radar frekansları elinde olduğu için bir kenara not etmiş olması ihtimalidir.

Diğer yandan barış ve kriz zamanı ABD, Rusya dâhil tüm ülke uçakları için ciddi tehdit olacağını ve caydırıcılık yapacağını düşündüğüm S-400 sistemi ile yine yukarıda ki örnekteki gibi topyekûn savaşta MALD-J’den AGM-88 anti-radar füzesi envanterine kadar elinde radarları karıştırmak veya imha etmek için sayısız sistem ve EH kabiliyeti olan ve dünyanın en güçlü hava kuvvetine sahip USAF (ABD) için çok çetin bir engel olmayacağını söyleyebiliriz. En fazla 4 ünit- ede 10-15 arasında radar olduğunu düşünürsek bunların imha veya köreltilmesinin çok zor olmadığı anlaşılabilir.

Diğer ülkeler hariç bu iki süper güçten S-400’leri korumak içinde ilave orta irtifa hava savunma sistemlerinin alınmasının da söz konusu olmadığını düşündüğümüz de envanterimizde ki az sayıda orta irtifa sistemi de S-400 için tahsis edersek diğer yerleri veya bizi kim koruyacak gibi bir kısır döngü içine girmiş oluruz. Sonuçta basında iddia edildiği gibi ABD veya NATO ülkelerine karşı alsak bile (topyekûn savaşta) %100 bir caydırıcı etkisi olmayacaktır. NATO üyesi olan ABD ile savaşta ne kadar etkili olur fantezisine, dış politika ve teknik askeri konuları uzatarak makalenin ana konusundan sapacağımız için ve önemlisi NATO üyesi olmamız hasebi ile laf-ı güzaf olacağı için girmek istemiyorum.

Konuyu getirmek istediğim noktaya dönecek olursak daha uzun süre sırlarını saklamaya yete- cek kadar yeni bir sistem olan S-400, Rusya haricinde Üçüncü Dünya Ülkeleri’ne dağıtımı yapılmış bir sistem değildir. Rusların zaten Sovyet zamanından beri şeffaşığa karşı gösterdiği direnç ve çok stratejik bir Rus füze sistemi oluşu gibi daha pek çok sebeple ABD/NATO kaynaklı füze sistem- lerinin aksine birçok teknik verisi üzerindeki gizlilik hala devam etmektedir. O yüzden bu makalede açık kaynak bilgisi olarak paylaştığım bilgileri bile süzerek ve bu konudaki kısıtlı kaynakları karşılaştırarak vermek durumunda kaldığımızı belirtmek isterim. Buna rağmen füze teknik değerlerinde kaynaklar arasında farklılıklar olduğu gibi S-400’ün balistik füze önleme kabiliyetinin olmadığına dair başka kısımda anlattığım tereddütlerimin de ispatı henüz yoktur.

Tekrar hatırlatmak gerekirse S-400’ün herhangi bir gerçek teste balistik füze önlediğine dair bilgi olmadığı gibi gizlilik sebebi ile her şeyi açık olmadığına dikkatinizi çekmek istiyorum. Örneğin füzenin çok önemli olan irtifa sınırının 30 km olarak bilinmesine rağmen birçok kaynak ve Rus kay- naklı iddialara göre 45 hatta 56 km irtifa sınırına sahip füzeleri de mevcutmuş. Aynı şekilde 250 km maksimum menzilli füze yanı sıra 400 km menzilli füzesinin de operasyonel olduğu iddiası mevcut.
Ancak son yıllarda savunma sanayi ürünlerini ekonomik amaçlı olarak ciddi PR ve propaganda çalışmalarına konu eden Rusya Federasyonu’nun, özellikle Türkiye ile pazarlıkların başlamasından sonra dünya üzerinde ciddi bir ilgi ile karşılaştığını ve Çin, Hindistan, Cezayir’den sonra geçtiğimiz günlerde Pakistan’ında görüşmelere başladığını düşünürsek, Rusların askeri veya teknik başarıları saklamasını beklemek çok inandırıcı gelmemektedir. Suriye’de yürüttükleri savaşta çeşitli seyir füzesi atışlarını ve bombardımanlarda kullandıkları yeni mühimmatların videosunu yayınlayan, tıpkı ABD’nin Körfez savaşında yaptığı gibi canlı gerçek hedeşer karşısında sarf edilen yeni mühimmat- ların başarılarını reklam filmleri gibi tüm dünyaya göstererek savunma sanayi ürünleri pazarlamasında, Rusya son yıllarda ciddi başarılar elde etmiştir.

Dolayısı ile S-400 sisteminin bir kısa menzilli balistik füzeyi (SRBM) nasıl vurduğunun tüm dünyaya gösterilmemesi ve reklam edilmemesi, hatta Türkiye gibi tarafsız sayılabilecek bir alıcı ülkenin heyeti önünde yapılacak bir test ile (diğer aday ülkeler gibi) şov yapmamasını, Rusya ve Rus askeri teknolojisini yakından takip eden ve çok daha kozmik başarılarını açık ettiklerini gören biri olarak askeri sır kapsamında açıklayamıyorum.

S-400 sistemini özetlemek gerekirse broşür bilgisinde; 400 km menzil içinde (radar menzili, füze menzili değil), 30 km irtifa sınırlarında, uçaklar (sivil ve askeri uçaklar ve özellikle savaş uçak- ları, stratejik bombardıman uçakları ve AWACS gibi büyük ve stratejik hedeşer), insansız hava araçları (iHA/UAV, SiHA/UCAV), helikopterler, seyir füzeleri gibi hava soluyan hedeşere, at-unut tipi anti-radar füzelerine ve taktik balistik füzelere karşı etkili bir “Yüksek irtifa Hava ve Füze Savunma Sistemi” olduğu bilgisi mevcuttur.

S-400’ün gelişimi için finansmanın, ilginçtir kısmen Çin tarafından sağlandığı iddia edilmekte- dir. ilk testler 1999’da, geliştirme çalışmalarının 2004’te tamamlandığını ve küçük çaplı teslimatların ancak Nisan 2006’da başladığını düşündüğümüz de ve ayrıca Çin’in S-400 alımının daha yeni gerçekleştiğini ilave edersek bu Amerikan iddiası çok inandırıcı gelmeyecektir.

Bazı kaynaklara göre bugün için Rusya Federasyonu kendisi kullanmak üzere 24 ünite için 150’den fazla batarya üretmiştir.


ETKİLİ HAVA VE FÜZE SAVUNMASININ TEMEL ŞARTLARI

Teknik özelliklerine geçmeden önce çok kısa olarak hava savunma mimarisinden bahsetmekte fayda var. Hava savunma sisteminin caydırıcı ve başarılı olması isteniyorsa kademeli bir füze bataryası yerleşimi ile yaygın bir radar kapsama alını oluşturulmalıdır. Bunların bile coğrafi şartlardan dolayı yeterli olmadığı günümüzde erken uyarı ve kontrol uçakları gibi alternatif sensörlerin erken uyarı amaçlı mutlaka devreye girebilmesi gerekmektedir. Çok alçak, alçak, orta, yüksek ve çok yüksek irtifa olarak kademeli ve bir şekilde iç içe geçmiş hayali çeyrek küreler şeklinde yerleştirilen hava savunma sistemleri ancak bu şekilde etkili bir savunma yapabilir. Her ayrı tehdit türüne karşı ayrı bir nitelik ve teknik değerlerdeki füze çeşidi bulunması gerekir.

Şöyle ki hava savunmasına füze savunmasını da dahil ederek konuşursak hava ve balistik füze savunma sistemi; kademeli, her ayrı hedef için ayrı irtifa ve menzile hitap eden ayrı füzelerin olduğu, tüm radar, erken uyarı uyduları, gemilerdeki mobil radarlar ve havadan erken uyarı sistemleri ile C2BMC komuta-kontrol merkezlerinin tamamen entegre bir şekilde çalışması şartının yerine gelmesi ile mükemmelleşir. THAAD, SM-3 gibi füzelerin hava savunma yanında balistik füze savunmasındaki başarılı denemelerinin sırrı da budur.

Diğer çok önemli hususta sadece balistik füze savunma hususunda geçerli olmak şartı ile artık modern füzelerin S-400, PAC-2,HQ-9 gibi harp başlığı taşımadığı ve EKV, KW veya KV şeklinde kısaltılan ekso-atmosferik/kinetik çarpma/öldürme araçları barındırmalarıdır. Bunlar Uzay ortamında veya çok yüksek irtifada füzeden ayrıldıktan sonra kızılötesi alıcılar ile hedef füzenin RV’si (şavaş başlığı) ile kafa kafaya çarpışarak (hit-to-kill) imha ederler. Zaten günümüzde harp başlığı taşıdığı halde başarılı savunma yapma ihtimali olan füze çeşidi de çok azdır.

Her ayrı tür hedefe, ayrı füze kuralını da fazla detaya girip ana konudan sapmamak için bir örnekle açıklamak istiyorum. Örneğin çok etkili bir Yüksek irtifa hava/füze savunma sistemimiz olsaydı bile geçtiğimiz yıllarda Kilis ilimize düşerek vatandaşlarımızı şehit eden ve yaralayan Suriye’deki çeşitli terör örgütlerinden kaynaklı Katyuşa roketlerini durduramayacaktık. Ne S- 400 ne de S-400’ün rakibi diyebileceğimiz Amerikan yapımı THAAD ve Patriot gibi sistemler bu füzelere karşı etkili olamayacaktı. Topçu roketi/çok kısa menzilli balistik füze kategorisinde- ki bu füzelerin elimizdeki veya yakın gelecekteki edineceğimiz sistemlerle imha edilemeyeceğini şu an tek etkili sistemin israil’de olduğunu, bizim için tek çarenin ise insanlı istihbarat ile füzeler daha ateşlenmeden bulunduğu sahanın ateş altına alınarak susturulması olduğunu, yazarı olduğum bir havacılık sitesinde yazmıştım. Nitekim sonrasında yapılan sızma ve özel kuvvet operasyonları ve nihayetinde yapılan Fırat Kalkanı Operasyonu ile tehlike bertaraf edildi. Ancak şunu da belirteyim ki yarın başka bir sınırımızda aynı tehlike ile karşılaştığımız da ne S-400 ne de alternatif herhangi bir NATO kaynaklı YIHSS yine çare olmayacaktır (İsrail yaklaşık 20 yıldır bu tehdit ile karşılaştığından sadece topçu roketleri/BSRBM’lere karşı sistemler geliştirmiştir).

S-400 SİSTEMİNİN TEKNİK ÖZELLİKLERİ

S-400'ün Baş Mühendisi Dr. Alexander Lemanskiy’e göre S-400’ün başlıca bileşenleri ve görevleri şunlardır;

1-55K6E Komuta aracı ve 91N6E ‘Big Bird’ radarından oluşan 30K6E savaş yönetim sistemi;

2- Her biri 92N6E ‘Grave Stone’ çok modlu angajman radarından ve en çok on beş 5P85SE2/5P85TE2 fırlatma/taşıma aracı/lançerinden (TEL) oluşan altı adet 98Zh6E batarya ünite- si, her biri dört adet örneğin 48N6E2/E3 füzesi yüklü. Ancak birçok kaynak ve istihbarat kay- naklarından açık istihbarata düşmüş bilgilere göre 1 ünitede isteğe bağlı olarak 12 batarya ya kadar lançer bulunabilmekte ve her bir bataryada 4 adet füze bulunmakta. Yine başka muteber kaynakta ise “düzenli bir S-400 taburu, en az8 adet rampa yani 32 füze ve bir mobil komuta merkezi ve radarlardan oluşmaktadır” şeklinde bilgi vardır. Bu da demek oluyor ki aslında bir S-400 ünitesi standart radarının çeşitli versiyonları ve bir komuta-kontrol merkezinden oluşmaktadır. Ancak füze bataryalarına gelince 6 ile 15 arasında değişen sayılarda bataryadan oluşmaktadır. S-400 ve selefi S-300 arasındaki başlıca ayrımlar, radar ve yazılım farkları ve S- 300PMU2 Favorit'te kullanılan eski 48N6E / 48N6E2’ye ek olarak dört yeni füze tipinin eklen- mesinde yatıyor.


3- SAM (hava soluyan hedeşere yani daha çok uçak, helikopter, iHA vb. karşı karadan-havaya füze) 'tamamlayıcısı olarak alternatif 48N6E, 48N6E2 ve 48N6E3 füzeleri.
4- Füze depolaması, test ve bakım ekipmanları içeren 30T6F lojistik destek sistemi.
Tüm sistem bileşenleri, kendinden tahrikli (motorlu) tekerlekli arazi araçları tarafından taşınır ve kendi güç kaynakları, navigasyon ve coğrafi konum belirleme sistemleri, iletişim ve yaşam destek donanımları vardır.

Taşıyıcı ve fırlatıcı olan araç (TEL) seçenekleri; 5P90S kendinden tahrikli 6x6 BAZ-64022 ile çekilen temel 5P85TE2 yarı römork ve eski MAZ-79100 serisidir. Yüksek düzeyde modülerliğe sahip açık bir sistem mimarisi ve yüksek operasyonel hareketlilik ve konuşlandırılabilirlik sağlar. Tek bir lançer taşıyan araç (TEL) 4 tüpün/lançerin içinde belirli tehdit ortamına bağlı olarak dört ayrı füze çeşidinden de taşıyabilir.

Tıpkı S-300 hava savunma sisteminde olduğu gibi tüm sistem bileşenleri yani radarlar, komu- ta ve güç (jenaratör araçları), haberleşme ve yaşam destek üniteleri ile füze bataryaları geniş Asya steplerinde ve otoyol olmayan arazilerde hareket edebilmesi için paletli zırhlı araçlar üzerine yerleştirilmiş S-400 versiyonu da mevcuttur.

Standart S-400 ise yarı römork düzenlemesidir. Ateşleme işlemleri sırasında aracı sabitlemek için iki hidrolik krikolar zemine indirilir.

Tam dijital S-400 Triumf, Batılı tam digital tasarlanmış sistemlerinin en yeni jenerasyonunda görülen tipik yeteneklerin hepsini değilse de çoğunu kazanmıştır.

48N6E3 VE 40N6 FÜZELERİ

Sisteme S-300’den sonra ilave edilen ilk füzelerden biri 48N6E3/48N6DM (uzun menzilli), kademeli olarak geliştirilmiş 48N6E2 versiyonudur ve 240 km menzile sahiptir. Standart TEL yani 5P85TE2 / SE2 taşıyıcı araçlarını kullanır.

S-400’e eklenen ikinci füze, AWACS (Erken uyarı ve kontrol uçağı, hava kuvvetlerimizdeki E-7T gibi) ve JSTARS (EC-135 C4ISR elektronik izleme ve kara sistemleri tespit uçağı) gibi yük- sek değere sahip ancak cephe hattının gerisinde uçan büyük gövdeli uçakları imhayı amaçlayan füzesidir. Yukarıda bahsettiğim aktif ve yarı aktif radar güdümlü arayıcı başlıkla ile donatılmış, 398 km menzilli (olduğu iddia edilen) yeni 40N6’dır.

48N6E2’nin yaklaşık iki katına çıkarılan menzili, iki kademeli veya daha büyük itici güze sahip çok daha büyük bir motor gövdesi anlamına geliyor. 2010’da Rus üst düzey subaylarına atıfta bulunan Rus basınında yapılan haberlerde, 40N6 menzili 240 deniz miline (398 km) kadar büyük olabileceği, testlerin tamamlandığını ve üretime gireceğini belirtilmiştir.


9M96E VE 9M96E2 FÜZELERİ

Amerikan Patriot PAC-3 füzeleri ile eşdeğer olması amaçlanarak üretilmiştir. Ancak düşük ve orta irtifa hava hedeşerine karşı tasarlanmıştır. Bunlar 9M96E ve 9M96E2, daha büyük bir motor ile donatılmış olan ikinci versiyonla özdeş 96M6E’nin 21.6 Deniz Mili (40 km), 9M96E2’nin ise 64.8 Deniz mili (120 km) menzilleri ve 66 kft (20116 metre) ve 100 kft’a (30480 metre) kadar irtifa yeteneğine sahip oldukları ileri sürülür.

9M96 füzeleri, direkt darbe için tasarlanmış yani çarparak imha eden (hit-to-kill), angajman zarfı boyunca son derece yüksek G ve keskin dönüşlü manevralar yapabilmesi için kanards ve iticiler kullanmaktadır. Bir atalet seyrüsefer/navigasyon paketi 30N6E2 / 92N6E radardan bir veri hattı ile orta yol fazında güdülenmek için faydalanır. 53 lb’lik (24 kg) patlamalı/parçalanma savaş başlığı, akıllı bir radyo sigortası ile savaş başlığı zamanlamasını kontrol etmek için kullanılır
Füzelerinin menzilleri kesin olmamakla birlikte açık kaynaklar verilerine göre;
● 48N6E: 150 km
● 48N6E2: 200 km
● 9M96E: 40 km
● 9M96E2: 120 km
● 9M83M / 9M82M: 400 km
Füzelerin hızları ise 4800km/s veya 5 Mach sınırındadır.


KOMUTA VE KONTROL ARACI

55K6E Komuta-Kontrol aracı batarya grubundaki tüm bileşenleri kontrol etmek için kullanılır ve tüm bileşenlerden hedef/tehdit durum bilgilerini toplayıp, analiz edip, hedef tahsisi yapmak- la görevlidir. IFF/SSR fonksiyonları da dâhil olmak üzere 91N6E Big Bird Radarı ve savaş yöne- tim radarının çalışma modlarını da kontrol edebilir.

S-400 Sistemi komuta ve kontrol araçları yani füzeleri yöneten birimler, diğer çeşitli Rus otomatik kontrol sistemleri ve radar tesisleri ile işbirliği yapabilir. Yarı römork üzerinde taşınan lançerlerden farklı olarak genelde 8x8 Ural taktik tekerlekli kamyonlar ürerinde şelterlerde bulunurlar. S-400 kendi lançerleri ile birlikte S-300 PMU füzelerini de kullanabilir. Hava sahası gözetim verilerini işlemek için LCD konsollarla donatılmıştır. Uzun menzilli gözetleme radarını kontrol eder ve izler, tehditleri belirler ve önceliğe göre ön plana çıkarır ve ayrı ayrı yerlere yerleştirilmiş olsa bile bataryaları koordine eder.


S-400 YIHSS’DE KULLANILAN RADARLAR

Çok farklı tipte ve çeşitte radar kullanma opsiyonları ve versiyonları olan sistem, alt modeli olan S-300 versiyonlarında kullanılan birçok radarı kullanabilmektedir. Daha doğrusu S-400 geliştikçe S-300’de gelişmektedir. iki sistemin çok ortak yönü olduğu gibi S-400 sisteminin kullandığı çok çeşitli radar versiyonları hakkında çok fazla bilgi kirliliği mevcuttur. Daha önce belirttiğimiz gibi Rusların bu konularda çok şeffaf davranmaması sebebi ile tüm çeşitlerini en azından isim olarak vermeye çalışacağım. Çok fonksiyonlu radarlar, özerk tespit ve hedefleme sistemleri, füze lançerleri/rampaları ve kumanda ve kontrol merkezi ile bütünleşmiştir.

Katmanlı bir savunma oluşturmak için üç tür füze ateşleme kapasitesine sahiptir. Sistem aynı anda 300 hedefi takip edip, 36 hedefe kilitlenebilir. Radar menzilinin bombardıman uçakları ve balistik füzeler gibi büyük hedeşer için 600 km’ye çıktığı iddia edilmektedir. S-400, önce- ki Rus hava savunma sistemlerine göre iki kat daha etkili olup beş dakika içinde devreye sokulabilir. Rus Donanması’nın gelecekteki hava savunma birimlerine de entegre edilmesi düşünülmektedir.

S-400 sisteminin kullandığı radarlardan bir kısmı; “L” bant 59N6 Protivnik GE ve 67N6 Gamma DE, ‘VHF’ bandında 1L119 Nebo SVU ve çok bantlı Nebo M’dir. Nebo SVU/M radarının ‘Stealth’ yani düşük görünürlük/ileri gizlenebilirlik özelliği olan beşinci nesil savaş uçaklarını tespit edebildiği iddiası vardır. Ek olarak S-400, Topaz Kolchuga M, KRTP-91 Tamara(Çöp Kovası) ve 85V6 Orion ile denenmiştir. Haziran 2008’de S-400E entegre edilmiştir.

91N6E BIG BIRD RADARI VE SAVAŞ YÖNETİMİ RADARI

91N6E’de yapılan tasarım değişiklikleri balistik füze tespitini geçekleştirebilmek içindir. Radar, hava soluyan ve balistik hedeşeri tespit ve izleme, tasnif ve angajman ve elektronik karıştırma yapan uçakların yaydığı sinyallere karşı gelme (ECCM) ile görevlidir. 400 km menzilidir.

Son model S-400 versiyonlarında bataryadaki her birinde 92N6E Grave Stone çok rollü angaj- man radarı mevcuttur. 92N6E, batı tipi AESA yani aktif elektronik taramalı radarlardan bir miktar farklıdır. Olumsuz havalarda, elektronik karşı önlemlere, chaff ve alçak irtifa manevralarındaki kargaşa ortamlarında manuel ve otomatik sektör aramaları, hedef tespit ve izlemesini sağlar. Radarda IFF sorgulama kabiliyeti de vardır. 92N6E Grave Stone, hedeşeri otomatik olarak belirler, füzeleri ateşlenmesini sağlar ve füzeyi kontrolüne alarak hedefi ve füzeyi izlerken orta yol aşamasında rehberlik yapar ve güdüler.
S-400’ün füzeleri güdümlemek için kullandığı alternatişer şunlardır;
● Saf/direk komuta bağlantısı ile güdüleme


● Yarı aktif radar güdümü
● TVM/SAGG (Seeker Aided Ground Guidance) güdümü
● Yarı aktif radar güdümünde iken Grave Stone radar/komuta merkezinden komut alarak güdülenme
● Sistemin en son geliştirdiği füze ise aktif radar güdümlüdür ancak ne derece operasyonel veya yaygın üretildiği konusunda bilgi sahibi değiliz.

S-400 ilk üretildiğinde olmadığı tahmin edilen 30N6E2 (Tomb Stone Mezar Taşı) X-Bant Aydınlatma Radarı ilave edildi. X-Bant radar günümüzde balistik füze önlemede en önemli unsurlardan biridir. 30N6E2 ‘Mezar Taşı’ şekline benzeyen, tepsi şeklinde aktif elektronik taramalı bir radardır. Öncelikli olarak bir nişangâh radarı olarak kullanılmak üzere tasarlanan ve hedeşeri izlemek ve füzeleri komuta etmek için kullanılarak, kesişmeye yönlendirmek üzere tasarlanan 30N6’nın yenilenmiş bir versiyonudur. Seyir füzelerine ve balistik füze/topçu roketlerine karşı kesişmeyi sağlamayı amaçlar. 72’ye kadar füzeyi kontrol eden bu radar, 5 dakikada hazır olabilir, 300 km’ye kadar kesişme etkilidir, 360 derece çevre, -3 ila+60 derece aralığında çalışabilir.

Radar ve komuta istasyonu yukarıda saydıklarıma ek olarak değişik kombinasyonlarda olabilir; Gözetleme radarı 64N6 3D veya 96L6E 3D Sistemi. Düşük irtifalı radarı 76NG, 36N85 Atış Kontrol Radarı. Kontrol Sistemi 86M6E ve çalışma istasyonu 54K6E vb.

Çok çeşitli isimlendirme ve versiyonları sadece isim olarak sıralayarak bitirmek istiyorum; 91H6E, 91N6E, 92H6E, 92N6E, 96L6E, 91N6E,96L6E, 64N6E,40V6RM (Coğrafi engelleri bir nebze
aşmak için engebeli arazilerde, mobil araç üstünde bir kule kurarak bu radarlardan bazılarını kule üzerinde konumlandırılması şeklindedir).

TÜRKİYE’NİN S-400 ALMASI DURUMUNDA KARŞILAŞACAĞI SORUNLARDAN BAZILARI

Soruyu ters algılayıp alındığı takdirde ne faydası olacak şeklinde düşünürsek, zaten öteden beri sistemi ve ne işe yaradığını uzun uzun anlattık ve etkili hava savunma sisteminin kademeli olması gerektiğini de belirttik. Dolayısı ile mevcutta YIHSS olmadığı için ve acil ihtiyaç olduğu için “ne faydası olur?” boş bir soru olarak kalmakta. Ancak “NATO ülkelerinin ürettiği muadili sis- temler alınsa daha iyi olur muydu?” gibi bir güncel soru da akla gelebilir. Makalenin başında belirttiğim gibi zaten bir YIHSS alımından çok, aşırı derecede siyasallaşmış bu konuya gerek siyaset, gerek dış politik yönü makalenin konusu olmadığı için girmeyeceğim. ihale sürecini de özetlemiştik. Muadili NATO YIHSS sistemlerini tek tek çeşitli makalelerde web ortamında yazarı olduğum havacılık sitesinde incelemiştim. O yüzden gerek konunun S-400 olarak seçilmesi, gerekse aşırı derecede uzamış olacağı için rakiplerine değinmeden ve işin Stratejik ve NATO ile ilişkiler gibi hassas yönünü tartışmadan geçemeyeceğim. Kamuoyunda dillendirilen “S-400’leri NATO’ya karşı kendimizi korumak için alıyoruz” fantezisine değinmeden kullanımı durumunda karşılaşacağımız bazı sorunları anlatmak istiyorum. Amacım ana fikir olarak “aldığımızda sorun çıkacak” demek değil, “S-400 iyi bir sistem olabilir ama aldığımızda şu şu sebeplerden tam verimli kullanamama ihtimali olduğu için verdiğimiz paraya değecek mi?” üzerinedir.

ENTEGRASYON SORUNU

Kamuoyunda ve basında milli ve NATO radar ağına neden entegre olmayacağı uzun uzun tartışılmış ve NATO’nun rıza göstermeyeceği, maliyetinin çok yüksek olacağı ve Türkiye’de ente- gre edebilecek teknolojinin olmayacağı gibi sebeplerin varlığı en azından konuyu takip eden ilgili kamuoyu tarafından nihayet anlaşılmıştır. Dolayısı ile nedenini geçerek direk sonucunu anlatalım.

Entegre olmak ne demek öncelikle bunu anlatmak lazım. Türkiye TAFICS gibi milli yazılım ve kullanımı tamamen Türkiye’ye ait bir trafik kontrol sistemini hayata geçirmiştir. Bu ağ gizli bir ağdır ve dışarıdan NATO dâhil tüm girişlere kapalıdır. Hiçbir ülke ile dijital alışveriş yapmamakta ve NATO sistemine entegre değildir. RADNET yazılımı ise yine yeni yazılan ve tamamen milli olan dünya üzerindeki en iyi radar yönetim sistemlerinden biridir. Tüm milli radarlarımız bu sisteme bağlıdır ve bu sistemde NATO radar ağı NADGE ile paslaşmaktadır. NADGE NATO radar ağı ise özetle, tüm ülkelerdeki radar ekoları/izlerinin kıymetlendirilip bilgi/veri çıktısı olarak NATO BHHM’lere (Birleşik Hava Harekât Merkezi) ileten yazılım/sistemidir. Bunların tamamı ise NATO’nun son yıllarda üretilen yazılımı ACCS’ye (Hava Komuta-Kontrol Sistemi) entegre ve ona hizmet eder. NATO balistik füze savunma sistemi komuta-kontrol merkezleri de (Almaya Rams. Üssünde bulunan C2BMC merkezi gibi) bu sistemlere entegre şekilde çalışır.

Görüleceği üzere NATO’ya entegre olacak veya olmayacak demek RADNET hariç tüm yukarıdakilerin dışında kalacak demektir. Milli ağ RADNET’e entegre edileceğine dair şu ana kadar her hangi bir resmi ağızdan açıklama da duymadığımıza göre S-400 sistemi tamamen kendi radarı ile kendi başına teknik terimi ile Stand-alone çalışacak demektir. Daha önce izah ettiğim gibi özellikle balistik füze savunma ve diğer hava savunma sistemlerinde başarı için görülmektedir ki tüm batarya, radar, komuta merkezleri ile çeşitli C4ISR birimleri tam bir koordinasyon ve entegrasyon içinde çalışmaktadır. Kademeli ve değişik irtifalara değişik füze sistemleri ile önleme yapan bu savunma sistemlerinin entegrasyonundan kasıt tamamen digital veri aktarımı ve ortak hava resmidir. Link-16 ve benzeri NATO digital iletişim sistemleri ile anlık digital veri aktarımının yapılabilmesi ve S-400 radarı veya komuta merkezinde oturan mürettebatın kendi ekranlarında hedefi sanki kendi radarı görüyormuşçasına görebilmesi, yani S-400 komuta kontrol istasyonundaki konsolda ortak hava resmini digital olarak görmesidir. Bu bağlamda kendi radar örtüsü altında kalan alçak irtifadan uçan seyir füzeleri, savaş uçakları ve SiHA’lara karşı savunma zafiyeti oluşacaktır. Çünkü sisteme entegre olmayan S-400 bataryası hedefi çok geç algılayacak o sırada havada uçmakta ve tüm bu hedeşeri görmekte olan E-7T erken uyarı kontrol uçağımızdan digital veri yolu ile hedef bilgisini kendi ekranında görerek zamanında ateşleme yapamayacaktır.

Bugün subsonik seyir füzeleri 15-30 metre irtifada (adeta yeri yalayarak) uçmakta, süpersonik yani sesten hızlı olanlarının sayısı gittikçe artmakta ve son yıllarda özellikle Çin, Hindistan ve Rusya kaynaklı hipersonik yani senin 5 katından daha hızlı seyir füzeleri ise gün geçtikçe artmaktadır.
Benim balistik füze önleme kabiliyeti konusunda şüphe ile yaklaştığım S-400 sisteminin, rakibi olan EUROSAM Aster SAMP/T ve orta irtifa bir sistem olsa bile yine rakibi olan Patriot sistemlerinden en az iki kat daha verimli bir sistem olduğu Ruslar tarafından iddia edilmektedir. Bende bu iddiaya sadece hava soluyan hedeşer için (uçak, iHA gibi) ve NATO üyesi veya herhangi bir sisteme entegre olmayan bir ülke için katılıyorum. Yani her üç sistemi götürüp Hindistan’a kursak öyle sanıyorum ki tehdit bir savaş uçağı ise S-400 hepsinden daha başarılı olacaktır. Çünkü performans verileri, Rus füze teknolojisi, Rusya’da yoğun bir S-400 üretiminin yapılması ve üç füzeninde salt teknik değerlerini karşılaştırdığımız da S-400’ün diğerlerine karşı çok üstün olduğu görülür. Ancak füze savunmasının en önemli şartı erken uyarı, hava savunmasının (hava soluyan hedeşere karşı) ise bunun sağlanması için entegre radar ağı ve kademeli bir yapıdır.

Gerçek bir savaşta görülecektir ki irtifa, menzil gibi teknik verileri üstün olsa bile entegre olmayan, erken uyarıdan ve hedef tahsis koordinasyonundan (digital hava resmi olarak, sözlü veya yazılı mesaj olarak değil) mahrum olan bir sistemin içerdiği füze ne derece kabiliyetli olursa olsun; balistik füzelere karşı zaten geç kalacağı için başarı ihtimali çok zayıf olacaktır. Uçaklara karşı da kademeli sistemin avantajını kullanmayacağı ve kademedeki diğer alçak ve orta irtifa sistemleri komuta edemeyeceğinden çok alçaktan uçaklara örneğin bazen gereksiz yere füze göndererek verimsiz bir uygulama yapacaktır (Örneğin; NATO uyumlu MEADS sistemi tüm diğer bataryaları kontrol kabiliyeti olduğundan alçaktan yaklaşan ve ileri cephe hattına kurulmuş milli Hisar alçak/orta irtifa füzemizi gerektiğinde komutasına alacak ve Hisar füzesini kilometrelerce uzaktan ateşleyebilecektir. Tehdit yüksek irtifaya ve kendi menziline geldiğinde ise kendi füzesini ateşleyecektir. MEADS henüz teslimatı başlamış bir sistem değildir. Sadece konunun anlaşılması için örnek verdim). Özetle anlatmak istediğim entegre ve kademeli olmayan bir hava savunma alt yapısında, hava savunma füzesi ne kadar kabiliyetli olursa olsun balistik füzeler açısından başarı oranı sıfıra yakın, hava soluyan hedeşere karşı ise oranın çok düşeceğidir.


IFF SORUNU VEYA HERKESİ DÜŞMAN GÖREN S-400 SORUN ÇIKARIR MI?

S-400 alımı kapsamında bazı basın yayın organlarında çıkan milli IFF sistemine adapte edileceği iddiası ile başka basın yayın organlarında çıkan yazılımcılardan oluşan Türk mühendis heyetinin Moskova’da çalışmalar yaptığı bilgisini birleştirerek, Milli IFF sistemine uyumlu hale getirilmesinin çok önemli ve olumlu olacağını söyleyebilirim. Zaten başka türlü kullanma imkânı da olmazdı.

Ancak, her ne kadar medyada genel olarak ABD’ye karşı alındığı iddia edilse de NATO üyesi, ülkesinde aktif NATO/ABD üssü ve uçakları bulunan, sürekli olarak ortak tatbikatlar yapan ve Suriye hava sahasında çeşitli ülkelerin hava güçleri ile (Ruslar dâhil) koordinasyon içinde ISIS/DAEfi’ye yönelik operasyonlar yapan Türkiye’nin kullanacağı S-400 yüksek irtifa hava savunma sisteminin, IFF karışılığı sebebi ile ciddi ve telafisi mümkün olmayan sorunlar çıkarması çok muhtemeledir. fiayet bahsettiğim haberler gerçek ve IFF sorunu çözülürse Türk Hava Kuvvetleri hariç tüm NATO uçaklarını düşman görecek S-400 sisteminin (NATO IFF kod- larına adaptesi mümkün değil, hatta NATO’ya teklifi bile diplomatik kriz sebebidir) kriz ve savaş anında nasıl hedef tahsisi yapacağı çok ciddi bir soru işareti olarak karşımızda durmaktadır.

Rus SU-24 uçağının düşürülmesi hadisesinde gördüğümüz gibi yetkililerimiz önce SU-24 uçağının sınır ihlali yaptığı gerekçesi ile sert tavırlar içine girmiş ancak daha sonra bu tavır biraz değişmiştir. Çünkü Su-24 uçağının hem Rus, hem de Suriye hava kuvvetlerinde kullanılması ve Türk hava savunma isteminde her iki ülkenin de düşman algılanması sebebi ile “Rus uçağı olduğunu bilmiyorduk, uçak Suriye hava üssünden kalktı ve tüm uyarılara rağmen kimliğini açıklamadı” demeçleri vererek ortamı yumuşatmaya çalışmışlardır. Aslında gerçekten de Ruslara karşı bir kasıt yoktu ve Türkiye uçağı düşürürken kime ait olduğunu bilmiyordu.

Bu açıklamanın konumuzu ilgilendiren kısmında şunu anlıyoruz ki TSK’nin veya hava kuvvetlerinin ayni tipteki bir düşman uçağının hangi ülkeye ait olduğunu anlayacak bir elektronik sistemi yok. Bu durumda hayali bir senaryoda örneğin; Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimi ile çıkacak bir krizde olaya müdahil olan Irak Hükümetinin envanterine son yıllarda giren F-16’ları ile ABD’nin bölgedeki F-16’larını, Batman’da konuşlu S-400 düşman görecek ve hangisinin hangi ülkeye ait olduğunu ayırt edemeyecektir. Aynı şekilde NATO üyesi Bulgaristan’a ait bir Mig-29 uçağı ile Karadeniz’de uçan bir Rus Mig-29 savaş uçağı S-400 açısından aynı şeyi ifade edecektir. Örnekler çoğaltılabilir. Konunun teknik detaylarına daha fazla girerek makaleyi uzatmaktan ve sizleri terminolojiye boğmaktan imtina ediyorum. Anlatmak istediğimin anlaşıldığı kanaati ile her şeyden önce güzel ülkemizin savunması için en hayırlısının nasip olmasını temenni ediyorum.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi (Ekim-Kasım-Aralık 2017 2.Sayısı)

Güncelleme Tarihi: 04 Mayıs 2018, 17:35
YORUM EKLE
YORUMLAR
vedat
vedat - 8 ay Önce

Azeri kardeşlerimiz neden almadı bu sistemden...gittiler İsrail yapımı "Arow" demir kubbe denilen sistemi daha geçen sene aldılar.. Rusya teknik konularda 50 sene geride kaldı en kaliteli insan ve uzmanlar çoktan kaçtı Batıya... sade eski çürük efsane kaldı. Vietnam yılların Rus dostu bir kaç sene önce tüm Rus makine silah ne varsa denize attı ve "Rus uzmanları" ülkesinden kovdu ve eski "düşmanı" ABD ticari ve teknik antlaşmaları yaptı...DÜŞÜNDÜRÜCÜ...

banner33

banner37