banner39

06.12.2013, 09:55

Ya güzel insanlar yok olursa?

5 Aralık 2013 Perşembe günü Yumni İş Merkezindeki Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısında indim. Önce Şami Kitabevine uğradım, ilgimi çeken bazı eserler aldım. Ardından kitap meselesinde ilk göz ağrılarımdan birisi Hisar Yayınevine uğradım ve sahibi yayıncı Mevlüt  Bey’le hoş beş etmek istedim.  Erken ayrılmışlar, görüşemedik.  Damadıyla hasbihal ettim. Ardından nedense ayaklarım beni Gonca Yayınevine çekti. İnsiyaki bir biçimde adımlarım beni Gonca Yayınevine götürdü.  Sahibi Hasan Başpehlivan’la dertleştik ve hasbihal ettik.  1970’li yıllarda henüz İstanbul’a gelmeden; küçük bir kitap kurdu iken adaşı Orhan Cami karşısında Sema Kitabevi sahibi Hasan Kırım’a uğrardım. Daha sonra Hasan’lar (iki Hasan) dünür ve hısım olmuşlar. Hasan Kırım bana Hasan Başpehlivan’dan sitayişle bahsederdi.  Rahmetli Hasan Kırım ağabey genç denilebilecek yaşlarda vefat etti. Bani hem hocam Küçük Hafız’la tanıştırdı hem de bol bol kitap edindirdi.  Unutamadığım simalardan birisidir.  Velhasıl Hasan Paşpehlivan’ı gıyabında Adapazarı’ndan tanırdım.

Sohbet ederken yine kereminden; mutat olduğu gibi yayınlarından birisini hediye etti. Belki de de bu daha önce edindiğim bir kitaptı.  Üftade Oğuz’a ait ‘Modernizm ve İslam’ adını taşıyordu. Ali Oğuz ve Oğuz’lar Mehmet Zahit Kotku ocağında pişmiş insanlar.  Üftade Oğuz’u derlediği bu kitap hem tasavvufu anlatıyor hem de Mehmet Zahit Kotku Hazretlerinin anı kitabı gibi. Hasan Paşpehlivan ile birlikte biraz Mehmet Zahit Efendi’den bahsettik.  Gerçekten onun döneminde İskenderpaşa adeta canlı bir ocak ve arı kovanı gibiydi. Türkiye’yi de bal kovanı haline getiriyordu.  Özal acaba Türkiye’yi petek suretinde tasvir ederken  onun ufkundan mı etkilendi? 

Sohbetin bir yerinde Mehmet Zahit Kotku Hazretlerinin damadı Es’ad Coşan hocadan da bahsettik.  Tatlı ve acı hatıralar yad edildi. Bu meyanda Erbakan Hoca ile Es’ad Hoca arasındaki nahoş  çekişme hatıra geldi.  Bunun tedai ve günümüze iz düşmelerinden birisi daha büyük çapta Hizmet ile Hükümet arasındaki yeni çekişmedir. Geçmişteki çekişme ve ayrılık üzücü olmuş ve yara açmış hatta yara açık kalmış ve kabuk bağlamamıştır.  Kim haklı kim haksız faslına girmek gereksiz ve beyhude. Lakin bedeli dindar kitleye ve halkımıza ağır olmuştur.  Bu ayrılığın yükünü omuzlarında hissetmişlerdir.

1990’lı yıllarda güçlü siyasi hareket Erbakan Hoca’nın Milli Görüş hareketiydi. Güçlü İslami  cemaat ise İskenderpaşa idi.  Bu çekişme ağır rahnelere yol açmıştır.  Hala da iltiyam olmamış, kapanmamış yaradır.  Yara açık kalmıştır.  Ders alınması gerekirken şimdi bu yaraya bir yenisi daha ekleniyor.

*

Bu güzel buluşmanın bana  iki güzel hediyesi olmuştur.  Üftade Oğuz’un kitabını aldığımda zihnimde eski hatıralar canlandı.  Es’ad Coşan Hoca ile muarefe ve görüşmelerimiz olmuştu.  Mehmet Zahit Kotku Hazretlerini ise 1977 yılında olsa gerek; bir kadir gecesinde İskenderpaşa’da sohbetini dinleme bahtiyarlığına erdim.  Adapazarı’nın meczuplarından Rafet Abi kendisini çok severdi ve Adapazarı’na hep ve taze güzel haberlerini taşırdı.  Perşembe buluşmasında Mehmet Efendi’nin yadı olan kitabı aldıktan sonra TV Net’e geldim ve gazetelere pek yakından bakamamıştım.  5 Aralık tarihli Yeni Şafak gazetesine göz attığımda Mehmet Zahit Kotku Hazretleri hakkında İskenderpaşa Camii’nde bir anma etkinliği düzenlendiğini öğrendim.  Demek ki manen biz de bu anma etkinliğine veya sofraya davetliymişiz.  Beni Gonca Yayınevine ve Hasan Başpehlivan’ın yanına çeken sır demek ki bu imiş! Mütehassıs oldum.  Mehmet Zahid Kotku Efendi Hazretleri adeta zamanın ya’sub’larından birisiydi. Ya’sub, emirü’l nahl demektir.  Arılar ülkesinin emiri.

*  

Hasan Başpehlivan’ın vermiş olduğu söz konusu kitapla birlikte Prof. İrfan Gündüz’ün dilinden başka bir gerçeğe daha muttali oldum.  Pir-i mugan Bahaeddin Nakşıbend Hazretleri ‘ bizim yolumuz inkibas ve intisap yoludur’ buyurmuşlar. Önce inkibas kelimesi karşısında tereddüde düştüm. Zira sufilerin hallerinden birisi kabz ve bast halidir. Buna inkibaz ve inbisat da denilir.  Lakin inkibas kelimesi kabas’dan yani kordan gelmektedir.  Hazreti Musa da (A.S.) gördüğü ateşten kor almak istemişti. Olimpus Dağının ateşi efsane ama Hazreti Musa’nın ateşi gerçektir. İrfan Gündüz hoca bunu şöyle izah ediyor :” yansıma yolu. Hali.” “Kişilikler yansıma yoluyla yansıyarak birbirine geçer. Yansıma yolu, amip gibi çoğalma yoluyla iyilikleri bulaştırarak, yaygınlaştırarak, iyilerin amelini fazlalaştırma yoludur. “  Tabiatta bu bulaştırma ve aşılama görevini arılar görmektedir.  Bitkileri birbiriyle tohumlamaktadır.  Hayatta da bunu davetçiler ve tebliğ ashabı yapmaktadır. Sufiler de arılar gibi manevi örgütlenmiş beşeri yapılardır.  İyiliğin yayılmasına hizmet ederler.

Erzincan’a gittiğimde Terzi Baba’nın hikayesini dinlemiştim. Halid-i Bağdadi’nin bendeleri ve bağlıları şehre gelmişler veya şehirden geçmişler.  Geçerken de tohum serpmişler. Şehre fikirlerini ve zikirlerini bırakmışlar ve Terzi Baba’yı aşılamışlar. Terzi Baba o aşı ile birlikte kuvveden fiile çıkarak cevherindeki iyiliği dışarıya serpmiş. O da zincirleme başkalarını irşat etmiş veya zirken ve fikren aşılamış.  

Terzi Baba’nın menkibesi dilden dile şöyle anlatılır:

Bir gün Erzincan’a seyyah fakirlerden birisi geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar kirli idi. Bu zât paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi. Fakat müracaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakir zâta alay yollu; “Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker” dediler. Zavallı fakir zât, Terzi Baba’yı buldu, istediğini anlattı. Terzi Baba’dan, red yerine hüsn-ü kabûl gördü. Terzi Baba ona; “Paltonu bırak, inşâallah yarına hazırlarım” dedi. Terzi Baba paltoyu alıp, güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. “Ertesi gün o fakire elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret dahî almadı. O fakir zât paltosunu temizlenmiş, dikilmiş görünce çok memnun oldu. Terzi Baba’ya nazar edip, Allahü teâlânın sevdiklerinin sohbetine kavuşması için kalben duâ etti. Bu günlerde Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri, halîfelerinden Abdullah Mekkî Efendi’yi Anadolu’ya göndermişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzurum’a uğramış, sonra Erzincan taraflarına yönelmişti. Erzincan’a yaklaşınca, yanındaki arkadaşlarına; “Mevlânâ Hâlid’in (rahmetullahi aleyh) bize ta’rîf eylediği memleket, Allah bilir ya burasıdır. Burada bir zâtın bizde emâneti vardır” demişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan’ı şereflendirince, insanlar akın akın ziyâretine geldiler. Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defa gördüğü Terzi Baba içeri girince ayağa kalktı. Da’vet edip yanında yer verdi. Hiç kimseye yapmadığı iltifâtı Terzi Baba’ya yaptı. “Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinden bizde bir emânet var. O emânete seni müstehak gördüm. Bu emânet sana çok menfaatler sağlar. Kabûl edersen sana teslim edeyim” dedi. Terzi Baba da; “Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse; dünyâ için Allah demem” cevâbını verdi. Abdullah Mekkî Efendi bu cevâbı alınca; “Oğlum, sen bulacağını buldun. Teslîm edeceğim emânet seni dünyâ sevgisinden kurtarmaktan başka birşey değildi” buyurarak, Terzi Baba’ya himmetle nazar edip, emâneti tevdî etti. Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin yolunda terbiye edip, kemâle ermesine vesile oldu. Terzi Baba’ya hilâfet verip, Allahü teâlânın kullarına, Allahü teâlânın dînini öğretmek ve ma’rifetullaha kavuşturmak vazîfelerini verdi. Bunun üzerine, Terzi Baba’nın hâli derhal değişti. Ma’nevî feyzler deryasına gark oldu.  İyilik bulaşıcıdır ve iyiliği iyiler yayar. İyilik ya bulaşmazsa? Bu özelliğini kaybederse? İşte o zaman yandı keten helva! Kıyamet kapıdadır. Tebliğ iyiliği aşılamadır. Tebliğ bittiğinde felaketler kapıyı çalar.  

Arıların kaybolması halinde insanlığın 4 yıl içinde felaketlerle karşılaşacağı varsayılmaktadır.  Dünyanın hareketi biter ve canlı türleri yok olur. Azalan türler ekolojik daralmayı getirir, daralma da yaşamı tehdit eder ve dört yıl gibi kısa bir süre içinde insanlık yok olur gider.  Peki! İyi insanlar yok olursa ne olur? Kıyamet kötü insanların üzerine kopar. Dini metinlerimiz böyle diyor. Demek ki iyi insanlar dünyanın ve insanlığın sigortası. Fakat günümüzde insanlık da arılar gibi can çekişiyor.  Her yanından aşınıyor.  İyi insanlar kibrit-i ahmer gibi azaldıkça kıymete biniyor.  Lakin kıymetleri biliniyor mu? Keşke güzel insanların kıymetini bilebilsek. Bu vesile ile Mehmet Zahit Kotku Hazretlerine rahmetler diliyorum. 

Yorumlar (0)
23
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?