Özbekistan'ın 25 yıllık uzun kışı ne zaman bitecek? (I)

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen sonra ardarda bağımsızlığını ilan eden Orta Asya cumhuriyetlerinin mevcut durumuna dair sağlıklı bilgi edinmek ne dün mümkün olabiliyordu ne de bugün. Halbuki bölgedeki gelişmeler hakkında doğru değerlendirme yapabilmek için güncel bilgiye sahip olmak ve bir o kadar da bölgenin yakın tarihini ve geçmişini bilmek gerekli. 1992 yılında ulusal basında Sovyetler Birliği'nin çöküşünü ve Orta Asya ve Kafkasya bölgesindeki Müslümanların bundan nasıl etkileyeceğine dair bir hafta süren bir yazı dizisinde, Orta Asya'da Özbeklerin nüfuslarına, tarihi miraslarına ve ‘imparatorluk kurmuş hakim millet psikolojilerine’ vurgu yaparak Özbekistan’ın Orta Asya'nın anahtarı olduğunu özellikle vurgulamıştım. Bugün yaklaşık 25 yıl sonra aynı görüşü ısrarla vurguluyorum. Özbekler ve çevrelerine olan tesirleri hesaba katılmaksızın bölge üzerine yapılacak her türlü analiz kesinlikle askıda kalmaya mahkum olacaktır.

Bütün bölge ülkelerinde paranoya seviyesine çıkmış olan güvenlik kaygıları, bugüne ait değildir. Sovyet mirasının aynen kopyalanarak sürdürüldüğü ortak nokta, "yerli" akımlar üzerinde bitmeyen baskı politikalarıdır. Bu ülkelerin çoğunda eski politbüro üyeleri ve daha sonra da başka bağlantılara sahip yöneticiler, Sovyet mirasından tevarüs ettikleri bütün hastalıklı yapıları bugüne taşıyarak ülkelerini ağır bir bürokrasiye, yolsuzluk bataklığına, insan hakları ve hukukunun ayaklar altına alındığı ortamlara mahkum etmişlerdir. Topluma vaat edilen bir ümit, gelecek, yenilik, gerçekçi bir reform, yoktur. Halkın tercihlerinin dikkate alınmaması ve gün geçtikçe artan insan hakları ihlalleri, bir an önce sona erdirilmesi gereken bir bölge gerçeğidir. Bu tespit Sovyet coğrafyasının (Türkmenistan ve Kazakistan birkaç noktada kısmen hariç tutulacak olursa) Orta Asya ve Kafkasya'nın tamamı için geçerli bir durumdur.

Özbek nüfusunun Tacikistan'da, Afganistan'da, Kazakistan'daki ciddi oranlardaki varlığı ve Özbeklerle aynı lehçeyi konuşan Uygurların 25 milyon civarındaki nüfusları ile birlikte Özbekler ve yakın akraba grupların bölgedeki varlığının 60 milyona yakın olduğunu baştan tespit etmek gerekir. Ayrıca Farsçanın bir lehçesi olan Tacikçe konuşan komşu Tacikistan'la dil farkı dışında neredeyse kültürel farklılık yoktur. Özbekler ve Tacikler (bir yere kadar da Doğu Türkistan'da Uygurlar) birbirlerine kültürel benzerlikleri dışında maalesef kaderleri ve mevcut politik durumları yönüyle de birbirlerine fazlasıyla benziyorlar.

Özbekistan, geçmişte bütün bölgeye hükmeden siyaseti, sanatı, kültürü, ticaret ve bilim merkezi oluşu ile Orta Asya'nın hiç şüphesiz kalbidir. İşlenmiş yüksek bir dil üzerine yükselmiş edebiyatıyla, eşsiz mimarisiyle, genç nüfusuyla böylesi muhteşem bir ülkenin kendini dış dünyaya kapatarak tecride mahkum etmesi son derece acıdır. Öncelikle halkın talepleri ve demokrasi yönüyle ülkenin haline bakma daha sonra da somut insan hakları ihlallerine girmek ülkenin içler acısı halini anlamaya katkı sağlayabilir.

Özbekistan'da yönetime karşı herhangi bir eleştiriyi dile getirmek veya açık veya gizli muhalefet etmek, ülkeyi bölme girişimi, yönetim tarafından yıkıcılık veya terör kapsamında algılanmaktadır. 1991’den bu yana en ufak eleştirisi olan kişiler bile ülke dışına kaçmak zorunda kalmış veya zindanlara atılmıştır. Özbekistan dışına çıkmak, yönetime muhalefet edenler için bir çözüm olamamakta, çünkü Rusya'ya veya komşu ülkelere giden kişiler derhal iade edilmekte ve hapse atılmaktadır. Bunun dışında, "Uluslararası Şeffaflık Örgütü"nün şeffaflık ve yolsuzluk sıralamasına rakamlarına göre ülke, en kötü durumdaki ülkelerin başında gelmektedir. Özbekistan, dünyada sondan on beşinci sıradadır, yani yolsuzluk had safhadadır.

Bakanlar Kurulu toplantısında Devlet Başkanı tarafından Bakanlara Canlı TV yayınında küfür edildiği, Devlet Başkanlığı seçimlerinde kendisine rakip olma cesaretini gösteren Hatamcan Ketmonov’un ve eski Başbakan Yardımcısı ile bir senatörün pamuk tarlasında çalışmaya gönderildiği bütün dünyaca biliniyor, fakat her nedense gündemde asla yer almıyor.

Diğer yandan, kağıt üzerinde mümkün olsa da sivil toplum örgütlenmesine gerçekte buna izin verilmediği bilinmektedir. Özbekistan İnsan Hakları Derneği şube başkanı Azam Farmanov örneğindeki gibi insan hakları savunucularının işkenceye uğradığı bütün dünyaca bilinmesine rağmen, o ve benzeri aktivistlerin Moskova'da veya dünyanın herhangi bir yerinde kaçırılmalarından bir süre sonra Özbek hapishanelerinde ortaya çıktığı, bunun da Özbekistan'daki muhalefetin adeta uluslararası bir tecride mahkum edildiği ve olan bitene göz yumularak muhalefetin yok edilmeye çalışıldığı izlenimi vermektedir.

Ülkede hangi görüşten olursa olsun, üniversite öğrencilerinin bir araya gelip ülke sorunlarını tartışmalarına hiçbir şekilde izin verilmediği ve sürekli polis operasyonları ile ülkenin tamamının sıkıyönetim halinde tutulduğu, gözaltına alınan veya tutuklananlara kesinlikle adil yargılanma haklarının sağlanmadığı bilinen diğer gerçekler arasında.

Özbekistan’daki demokrasi ihlallerinden sonra, yazımızın ikinci bölümünde ülkedeki insan hakları ihlalleri konusuna gireceğiz.

YORUM EKLE

banner39