Bir Osmanlı Sancağı Fizan

Libya'nın güneyinde yer alan Fizan bölgesi Afrika tarihinde beş bin yıllık bir geçmişe sahip olup kıtanın kuzeyi ile iç kesimleri arasında gidip gelen kervanların önemli uğrak yerlerindendir

Bir Osmanlı Sancağı Fizan

Dünya bülteni / Tarih Servisi

Osmanlı Devletinin Afrika’nın iç kısımlarına kadar uzanan en uzak bölgesi Fizan’dır.

Fizan bir yerleşim yeri değil Libya’nın güneyinde yer alan üç bölgeden biridir. Bu bölge merkez Sebha olmak üzere Merzuk ve Katrûn’dan oluşur. Afrika tarihinde beş bin yıllık bir geçmişe sahip olup kıtanın kuzeyi ile iç kesimleri arasında gidip gelen kervanların önemli uğrak yerlerindendir. Sudan’dan Akdeniz’e ulaşan en kestirme yol Fizan’dan geçmektedir. Zamanında bu kervanlarla köle, fildişi, bakır, deve kuşu tüyü, kürk gibi mallar Akdeniz limanlarına taşınmıştır.Bu sebeple özellikle Cerma sonraları, Zevila şehirleri Fizan’ın önemli yerleşim merkezlerinden olmuştur. Ancak Fizan sadece hurma ve karbonat ihraç edebilecek imkana sahiptir.

Fizan’ın tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Herodot tarihine göre: o dönemde yaşayan Fizan yerlileri “Garamentler”dir, bunlar Beyaz Berberiler ile Siyah Negrogların karışımından oluşmuşlardır. Fizan’ın Roma egemenliğinde olduğu dönemlerde bu halk varlığını şu ya da bu şekilde devam ettirebilmiştir. Fizan, Emeviler döneminde Kuzey Afrika’nın fethi sırasında UKBE BİN NAFİ tarafından fethedilince Araplarla tanışır. (666-667) Sonrasında Berberi hükümranlığı, kısa süren Eyyubi egemenliği, Kanim Sultanlığı derken  Fas’tan gelen Evladı Muhammed ailesi Merzuk şehrini kurmuş Fizan’ın İslamlaşmasında ve Araplaşmasında etkili olmuştur. Kaynaklarda (M.918) Fizan’ın Berberi egemenliği dönemindeki sulama sistemlerinden, camilerinden, hamamlarından özellikle söz edilir. Yine kaynaklarda, Hasan el- Vezzan, Vasfü İfrıkıyye adlı eserinde Fizan, gelişmiş meskun bir bölgedir. Burada köşkler bulunmaktadır, kurulu pek çok köy mevcuttur. Halk, sahibi olduğu hurmalıklar sayesinde zengindir. Burası birinci derecede bir kadı mesabesinde olan “emir” tarafından yönetilmektedir.  

Osmanlının, 16. yüzyılın başlarında Kuzey Afrika’yı İspanyol işgalinden kurtararak bölgede hakimiyet kurmasıyla Fizan hakimiyet alanına giren, korunması gereken bölgeler arasında yer alır. Özellikle 1551’de Trablusgarp’ın eyalet haline gelmesiyle Fizan da buraya bağlı bir sancak konumuna girer. Evladı Muhammed sülalesi zaman zaman bu yeniliğe direnip Osmanlı ile mücadeleye girişse de sonuç pek değişmez. Osmanlı devleti, Fizan sancağını baskı altına alıp Fizanlıların vergilerini düzenli olarak ödemeleri kaydıyla iç işlerinde onları serbest bırakarak Evladı Muhammed’i etkisiz hale getirmeye çalışır. Özellikle 3.Ahmet döneminde padişahın buyruğuyla(1711) Yeniçeri ileri gelenlerinden Karamanlı Ahmet Bey burayı Beylerbeyilik haline getirip uzun süre idare eder. 1830’lara gelindiğinde Fizan iç yönetiminde karışıklığa düşer, 1831 yılında yönetimin sahibi Evladı Süleyman’dır. Evladı Süleyman ile eyalet yönetimi arasında çatışmalar çıkmaya başlayınca Fransızların bölgeye müdahale edebileceğinden endişelenen Babıâli, Mustafa Necip Paşayı Trablusgarp valisi olarak atar. Osmanlının 1835 yılında Trablusgarp’ı doğrudan İstanbul’a bağlaması, merkezden valiler göndermesi önemlidir. 1838’de Aşkar Ali Paşa’nın vali olup 1839 Evladı Süleyman ailesini yenilgiye uğratması, 1842’de de yönetimdeki Abdülcelil’in öldürülmesi böylece Evladı Süleyman’ın Kanim’e sürülmesi gibi…

1860’lere gelindiğinde Osmanlının bölgedeki varlığı daha da önem kazanır. Çünkü Fransa, Sahra ticaretinin yönünü Trablusgarp’tan Cezayir’e çevirmeye çalışmaktadır. Bu ihtimale, gayrete karşılık Osmanlı % 12’lik ticaret vergisini % 2’ye düşürerek Sahra ticaretinin Cezayir’e yönelmesini önler, bir süre sonra önemli ticaret merkezi olan Gat’ı da topraklarına katar. Bundan istifade eden Fizan tüccarları Osmanlı’ya destek olurlar. 1911’li yıllara kadar devam eden sükunet İtalyanların bölgeye saldırmasıyla bozulur.

Nihayet Osmanlı 1913 yılına kadar burayı elinde tutmak için Anadolu’dan Fizan’a daima asker sevk etmiştir. Yani İtalyanlarla Osmanlı arasında imzalana 19 Ekim 1912 Uşi Antlaşması ile bölgedeki Osmanlı hakimiyeti sona erer.

Fizan tarihimizdeki asıl ününü sürgünlerden almıştır.           

Fizan 2. Abdülhamit döneminde sürgünlerin merkezi durumundadır. Fizan denince, nerede olduğu bilinmeyen, gidişi olup da dönüşü olmayan çok uzak bir yer akla gelmesinin sebebi de bu sürgünlerdir. Özellikle Jön Türklerin sürgün yeridir Fizan. Sürgün Abdülhamit Hanın en sık başvurduğu yöntemlerden biridir. Amacı gerçek bir cezalandırmadan ziyade tehlikeli gördüklerini İstanbul’dan uzaklaştırmaktır. Jön Türklerin padişahı tahttan indirme planları teşebbüsleri söz konusu olunca padişah, onları etkili olmayacakları, gayretlerinin boşa çıkacağını düşündüğü yer olan Fizan’a sürer. Sürgünler İttihat ve Terakki’nin dağıtılmasında etkili olur ancak yeni yetişen iyi eğitim görmüş pek çok gencin heba edilmesi anlamına da gelir. Çünkü çok genç ve çok heyecanlı olan bazı öğrenciler daha da ateşlenerek gafletle, siyasi etkinliklerini  sürdürmek idealiyle sürgünlerden kaçarak örgütlenmek üzere Avrupa’daki Jön Türklerle birleşmeye başlar.

Sürgüne gidenlerden biri de Namık Kemal’dir. Magosa’ya sürülmüştür. Ama ifadelerinden anlaşıldığı üzere halinden şikayetçi olsa da beterin beteri vardır noktasında teskin olmuştur. Bir mektubunda Namık Kemal 1873’te Hanya vapuruyla Kıbrıs’a giderken kendisi ile kader birliği eden Nuri Beye: “Benim için telaş etmeyin, ben Magosa’ya gidiyorum. Siz elbette Akka’da kalmazsınız, Fizan’ı filan boylarsınız.” diyerek endişelerini dile getirmektedir.

Fizan sürgünlülerinin en önemlilerinden biri de Şeref Kurbanları diye tarihe geçen sürgündür. 2. Abdülhamit 1897’de saltanatı döneminin en büyük sürgün operasyonunu gerçekleştirir. Aldığı bir ihbar teşkilatı tamamen çökertmeyi hedef aldığından büyük bir tutuklama gerçekleşir. 324’ü öğrenci 630 kişi tutuklanır. Taşkışla Divan-ı Harbi’de yargılanan tutuklardan 78’i suçlu bulunarak sürgünle cezalandırılır.Bunların çoğu tıbbiye öğrencisidir. Nereye gönderildiklerinden habersiz olarak 8 Eylül 1897’de Şeref vapuruna bindirilerek yola çıkarılırlar. 15 Eylül 1897’de de Trablusgarp’a inerler, Fizan’ın merkezi Murzuk’a gideceklerdir.Vali Namık Paşanın çabalarıyla Trablusgarp’ta kalırlar. Gelen her sürgüne mekan olmuş olan Trablus’ta kütüphane, okul açarak engellendikleri siyasi faaliyetlerini daha iyi şartlarda sürdürürler. Nitekim İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Trablusgarp şubesi kendiliğinden oluşur. Öyle ki Jön Türklerin buradaki varlığı Fizan’ın güney ve batı sınırlarında artan Fransız nüfuzuna karşı, aktif mücadelede bulunmaları bakımından önem kazanır.  1897 sürgünü ile buraya gönderilenlerin adları, bir zaman sonra İttihatçilerin kendi aralarında efsaneleşerek “Şeref Kurbanları” diye tarihe geçer.

Sürgünden kaçıp Avrupa’ya kaçan önemli isimler de vardır. Yusuf Akçura, Fazlı Bey;  ölüm cezası aldığı halde Fizan Kalebentliğine sürülen Sahra çölünü aşarak kaçmayı başaran sonra da “Çölgeçen” soyadını alan Bahriye Zabiti Sami Bey gibi.

Osmanlı Devletinin Fizan gibi çölün ortasında bir yeri dört asır boyunca emniyetle elinde tutabilmesinin sırrı hep merak konusu olmuştur.

Çünkü gerçekten, hac ve ticaret yollarının emniyet ve asayişini sağlamak, zaman zaman çıkan isyanları bastırmak hariç  Osmanlı buralara müdahale etmemiştir. Bunun sebebi de buradaki yerli halkın Anadolu insanının sahip olduğu tüm haklara sahip olmasıdır.Hakların teslim edilmesinde devlete duyulan güvendir, inançtır.

Buna dair kayıtlara geçen örnekler önemlidir.

1873 yılında Fizan’ın bir kazası olan Şarkiyye’de kasabada bir harabenin duvarı dibinde oynayan çocuklar üç adet altın sikke bulmuş, aramalar sonucu kırk dört adet  daha eski sikke bulununca Fizan kaymakamı Hasan Paşa’nın altınları resmi yazısıyla birlikte Trablusgarp   eyaletine gönderir. Valilik de Maliye Nezaretine havale eder, bu eski paralar Darphane-i Amire’ye gönderilerek bunların bedeli olan yeni paralar, padişahın 19 Kasım 1846( 29 Zilhicce 1262) tarihli emri ile duvarın sahibine ulaştırılır. Bu haber halkın devlete olan güvenini pekiştirir. Bunun gibi başka örnekler de mevcuttur.

 

KAYNAK: İslam Ansiklopedisi

Ahmet Kavas, Geçmişten Günümüze Afrika

Mehmet Altun:Jön Türklerin Korkulu Sürgün Yeri Fizan Denen Şu Yer

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 13:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER