banner15

Tarihi bir ayıptan kurtulmak: Çanakkale Şehitleri Abidesi

Her karışında bir veya birkaç şehidin bulunduğu bu topraklar üstünde, ancak 1960 yılında bir şehitlik ve anıt yapılabilmiş, bu suretle tarihi bir ayıptan kurtulabilmişiz

Tarihi bir ayıptan kurtulmak: Çanakkale Şehitleri Abidesi

Necdet Sevil / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında meydana gelen olay ve değişmelerin doğal bir sonucu olarak, Ağustos 1914’te Birinci Dünya Savaşı tezahür etmiş, bir süre sonrada Almanya’nın bir oldubittisi ile Osmanlı Devleti de bu savaşa iştirak etmişti.Tabi Osmanlı Devleti, bulunduğu konum ve savaşta üstlendiği misyon gereği olarak da, birkaç cephede mücadele etmiş, savaşın en ağır geçtiği cephelerin biri de, Çanakkale cephesi olmuştu.

Çanakkale Cephesi; Boğazları ve İstanbul’u alarak, Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak, müttefikleri olan Rusya’ya bu yolla yardım ulaştırmak, Batı cephesindeki yüklerini hafifletmek üzere İngiltere ve Fransa tarafından açılmıştı. İngiliz Bahriye Bakanı Churchill’e ait olan bu düşünce ise, İngiliz ve Fransız gemilerinin Şubat 1915’te Kumkale ile Seddülbahir tabyalarını dövmeye başlamasıyla uygulamaya konulmuştu. Ancak, Çanakkale Boğazı’nı kolay bir şekilde geçebileceklerini düşünen İngilizler ve Fransızlar, burada hiç beklemedikleri bir mücadele ile karşılamışlar ve geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Amaçlarına ulaşamayacaklarını anlayan İngilizler ve Fransızlar, Ocak 1916’da burayı tamamen boşaltmışlar ve bunun üzerine de buradaki mücadele sona ermişti. Çanakkale cephesinde yaşanan bu kanlı mücadele sonucunda her iki taraf da büyük kayıplar vermişler ve asker ile sivil halktan müteşekkil olan Osmanlı kuvvetlerinin verdiği büyük kayıplara karşılık büyük bir zafer kazanması, Milli Mücadele ruhunun da başlangıcı olmuştu.

Çanakkale zaferi ile birlikte, yeni bir ulusun da inşa süreci başlamış ve Osmanlı’nın küllerinden doğan bu yeni ulus; ne yazık ki, binlerce şehidi sinesinde cem’ eden Çanakkale’yi tarihin karanlık dehlizlerine terk etmişti. Akif’in de: “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” dizelerinde ifade ettiği gibi, şehit sayısı açısından tarihimizin en büyük kayıplarından olan ve yaklaşık olarak 253 bin şehitten söz edilen Çanakkale, savaş durulduktan, savaş hali ortadan kalktıktan sonra, uzun bir müddet kimsenin hatırına gelmemiş ve yeri geldiğinde sadece bir-iki cümle ile geçiştirilmişti. Bırakın bu şehitler için bir şehitlik yapılmasını, yaklaşık 253 bin olarak telakki edilen bu şehit sayısı, Genelkurmay’ın kayıtlarına 57 bin olarak kaydedilmiş ve böylece bu şehitlere bir darbe de buradan gelmişti. Buna gerekçe olarak da, cephede hayatını kaybedenler ve resmi asker olanların kayda girdiği gösterilmişti.

Nihayet, savaşın bitiminden bir süre sonra İngiliz, Fransız ve Anzak yetkilileri, Türk makamlarına müracaat ederek, Çanakkale’de kaybettikleri askerlerin anısına birer şehitlik yaptırmak istediklerini iletmişler ve Lozan’dan sonra, İngilizler 1926’da, Fransızlar da 1930 yılında anıt ve mezarlıklarını tamamlamışlardı. Tabi bu durum, Çanakkale ruhunu kalın perdeler arkasında gizlemeyi tercih eden belli bir güruh tarafından pek hoş karşılanmamıştı, fakat karşı tarafa mahçup olmamak ve toplumdan gelecek tepkilerden ötürü, kerhen de olsa küçük bir şehitlik yapılmıştı. Çanakkale şehitlerimiz için küçük bir şehitlik yapılmıştı yapılmasına da, yapılan mezarlıklar kültürel dokumuzdan hiçbir şey taşımadan yapılmıştı. Zira, Müslüman mezarlıklarında mezar taşlarının en üstünde, “Hüvel Bâki”(Baki olan O’dur) ifadesi, altında merhumun adı soyadı, doğum ve ölüm tarihleri ile en altta da Fatiha ibaresi yer alırken, şehitler için yapılan mezar taşları, bu dokudan uzak olarak inşa edilmişlerdi. Nitekim, laikleşme adı altında yapılan bu mezar taşları; bizi, kültürümüzü ve inanç dünyamızı temsil etmediği gibi, bu taşlardan ruhani bir hissiyat almak da pek mümkün değildir.

Çanakkale şehitliğinde bulunan dört ayaklı anıta gelince; oldukça hüzünlü bir hikâyeye sahip olan ve ilk askeri pilot görevini icra eden Emin Nihat Sözeri’nin fikir babalığı yaptığı bu anıt ile ilgili ilk çalışmalar 1944 yılında yapılmış, inşaatına ise Nisan 1952’de başlanabilmişti. Ne yazık ki, çeşitli suiistimallerin yaşanması ve devletin bu inşaata doğru-dürüst kaynak ayıramaması üzerine, anıtın ancak 15 metresi yapılabilmiş ve bu proje bir süreliğine rafa kaldırılmıştı. 1958 yılına gelindiğinde, birkaç üniversiteli genç bu konuya duyarsız kalamayarak, dönemin Milliyet gazetesi aracılığıyla bir kampanya başlatmışlar ve halk nezdinde büyük bir yankı uyandıran bu kampanya sonucunda 1 milyon 686 bin 251 lira toplanmıştı. Toplanan bu para sayesinde de, 15 Mart 1958 yılında anıtın inşaatına yeniden başlanmış ve anıt 21 Ağustos 1960’da büyük bir halk kitlesi huzurunda açılmıştı.

Bu açılışla birlikte anıt, küçük çaplı halk ziyaretlerinin akınına uğramış fakat bu sefer de, resmi makamlardan gelecek ziyaretlerden mahrum kalmıştı. Nihayet, Anzak Genelkurmay Başkanı’nın Anzak Koyu’nda Şafak Ayinine katılmak üzere Türkiye’ye gelmesi ile teamüller gereği olarak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de Çanakkale’ye gelmiş ve böylece ilk defa bir Türk Genelkurmay Başkanı Çanakkale şehitlerini anma törenine katılmıştı. Günümüzde ise, gerek halk tarafından gerekse de resmi makamlardan pek çok ziyaretçi Çanakkale şehitliğini ziyaret etmekte ve ziyaretler her yıl belirli bir artış göstermektedir.

Netice olarak, belki her zerresinde bir yahut birkaç şehidin bulunduğu bu topraklar üstünde, geç de olsa bir şehitlik ve anıt yapılabilmiş, bu suretle tarihi bir ayıptan kurtulabilmişiz. Tabi hâlâ mezarı kayıp ya da bilinmeyen birçok şehidin de mevcut olduğunu ifade etmek gerekir. Tıpkı Çanakkale şehitlerinden biri olan Subay Vekili Ahmet Tevfik için yazılan “Kardeşim”e adlı şiirde dile getirildiği gibi:

 

Ne beyaz bir mermer nede biraz yaldız

Nerede yaptığın o altın destan?

Sürekli alkıştan utanan adsız,

Koca şehnâmene konmamış imzan.

 

Ne kadar aradım senin kabrini.

Yok diye boynunu büktü her çiçek.

Yanıldım kardeşim bağışla beni,

Sen arzdan semâya naklettin, gerçek…”

 

Kaynaklar:

 

Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001), İstanbul, 2006.

Mehmet Çelik, Tarihin Hafızası, İstanbul 2011.

Milliyet Gazetesi, 22 Ağustos 1960.

Harp Mecmuası, Sayı 9. (Ziver Tezeren, Çanakkale Savaşları Kahramanlık Şiirleri Antolojisi, İstanbul 1990)

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2011, 14:22
YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail tekin
İsmail tekin - 7 gün Önce

Ne acı ve unutulmuş bir geçmişi var şehitlerimizin Allah hepsinden razı olsun Allah rahmet eylesin

banner39

banner36

banner37

banner35